Albert Camus – Yabancı

Albert Camus, genç yaşında ölmüş Cezayir asıllı bir yazar. En bilinir romanı olan Yabancı, 1942 yılında yayınlanmıştır. Kafka ve Dostoyevski ile karşılaştırıldığında yazarın Kafka ve Dostoyevski’den esinlendiğini söylemek için haklı sebepler var. Yabancı’nın başlangıcında kahramanın annesinin ölümünü soğukkanlılıkla karşılayışı, Kafka’nın Dönüşüm kitabında Samsa’nı bir böceğe dönüşümünü çok garipsemeden atlayışı ilk göze çarpan benzerlik. Yine Dönüşümde Samsa’nın eve gelen işverenine nasıl cevap vereceğini düşünmesi ile Mearsault’un annesinin ölümü üzerine patronundan çekinerek izin istemesi ve isterken acaba nasıl bir tepkide bulunur çekincesi kahramanın düşünce benzerliklerini gösteriyor. Hakeza Albert Camus’un olayların yaşandığı yerleri detaylı bir şekilde anlatması da Dostoyevski’nin özelliklerinden birisini anımsatıyor.

Roman, annesinin ölümü üzerine işten izin alıp annesini bulunduğu huzurevine gitmesiyle başlar. Burada gösterdiği tuhaf hareketler daha sonra Merseult’un hayatını etkileyecektir. Annesini son kez görmek istemeyişi, pek hüzünlenmemesi huzurevineki çalışan ve annesinin arkadaşları tarafından şaşkınlıkla karşılanır. Sonraki gün arkadaşıyla sinemaya gidişi ve gezmesi annesini kaybeden birisi için anormal olan şeyler ama Merseult hayatına olduğu gibi devam etmekte yeni arkadaşlar edinip onlarla denize gitmektedir. Denize gittikleri gün bir arkadaşının tartışmış olduğu bazı kişilerle karşılaşırlar sahilde. Savunmak için arkadaşları Merseult’a da bir silah verirler. Küçük bir kavgadan sonra gruplar ayrılır ve eve dönerler. Daha sonra tekrar sahilde bir yürüyüşe çıkmak istediğini söyleyen kahramanımız itirazlara rağmen yürüyüşe çıkar. Biraz gittikten sonra biraz önce tartıştıkları insanlara rastlar. Ve yolunu değiştirmeden onlara doğru gider. Küçük bir sataşmadan sonra silahını çıkarır ve 5 el silah edip adamlardan birisini öldürür.  Ve duruşmalarda bu cinayetten çok Merseult’un annesinin cenazesinde sergilediği davranışlar sergilenir ve cezası da bu sebeple idam olarak açıklanır.  Çünkü cezayı doğuran şey cinayet değil, Meursault’un duygusuzluğudur.

Kitapta dikkatimi çeken bir kaç bölüme değinecek olursam; aklıma ilk gelen Salamano’nun sürekli kötülediği köpeğini kaybedince ki üzüntüsü. Yanındayken sürekli kötü davrandığı köpeğinin kaybettikten sonra kıymetini anlaması ve MearSault’un yeni bir tane alırsın tavsiyesine şaşırması önemli bir ders gibi geliyor bana. Ve Mearsult’un çoğu şeye ‘ikisi de bir ‘ şeklinde cevap vermesi. Herşeyi sıradanlaştırması  ! Bu ifadeyi Marie’nin evlenme teklifine cevaben de söyler Raymond’un arkadaş olma isteğine de .

Bir diğer ilginç durumsa herşeye ikisi de bir diyen adamın ölümünün gerçekleşeceği anda milletin oraya toplanmasını dilemesi. İlginç…

“ Tembelliğim tuttu, söylemekten vazgeçtim. ”

İdam cezası alma ihtimali olan bir mahkumun mahkemede kendisinden savunma beklerken bu şekilde bir tembelliğin arkasına sığınması …

“  Mutluluk, bir yerde ve her yerde, hiçbir şey beklemeden dünyayı, insanları sevmektir, diyor Albert Camus. ” Önsöz

“ Gerçek umutsuzluk can çekişme, mezar ya da uçurumdur. ”

“İnsan her zaman az buçuk suçludur. ”

“ Bütün gün, bir de affımı düşünmek vardı. Sanırım bu düşünceden adamakıllı yararlandım. Etki olanaklarımı hesaplıyor, düşüncelerimden en iyi verimi elde ediyordum. Hep en kötü olasılıkları, verimi elde ediyordum. Hep, en kötü olasılıkları, affımın kabul edilmemesi olasılığını düşünüyordum. “ Ne yapalım, ” diyordum, “ ölmem kaçınılmazmış!” Başkalarından önce ölecektim, su götürür yanı yoktu bunun. Ama herkes bilir ki, hayat yaşamaya değmez. ”

Leave a Comment