Ali Şeriati – İdeallerin Yenilgisi

Ali Şeriati, İran son döneminde etkisi olmuş bir yazar. Neredeyse tüm eserleri Türkçe’ye çevrilmiş ve Türkiye’de bir okur kitlesi kazanmış bir yazardır. İran Horosan’da doğmuş ve muhalif bir çok yazar gibi sürgün hayatı yaşamış ve İngiltere’de vefat etmiştir. İdeallerin Yenilgisi kitabında yazar toplumun, dünyanın Feodaliteden Burjuvazi’ye kayışını ele alır. Kitabı okurken iki kavram için de yeterli  bilgiye sahip olmadığımı hissettim. Kitap feodalite ve burjuvazi kavramlarını oldukça geniş, tarihsel ve yaşamdaki yerine de değinerek anlatıyor. Kitaptan öğrendiğim kadarıyla feodaliteden burjuvaziye geçiş bir nevi köyden şehre geçiş gibi. Gelenekten evrensele geçiş gibi. Ve bu geçişin ilk ayağı köye kurulan bir bakkalla başlar. Bakkal köydeki sözü geçen ailelerin yanında etken bir kişi olarak burjuvazinin ilk ayağını oluşturur. Tüketim ile köylüyü birleştirir. Sadece üretip ağalara çalışan üretken toplum artık tüketen olmaya başlamıştır. En basit haliyle bu şekilde özetleyebileceğimiz feodaliteden burjuvaziye geçişin sonraki adımları kitapta anlatılıyor. Bu geçişin insan, toplum, gelenek, geçmiş ve din ile olan etkisi anlatılıyor.

Kitap hakkında daha fazlasını yazmadan alıntılara geçeyim 🙂 Alıntılar kitap hakkında yeterince fikir verecektir 🙂

” Propaganda ne yapıyor? Evinizde oturuyorsunuz. Maddi hayatınız için gerekli her türlü araca sahipsiniz. Sofranızdaki gereçler ve yiyecekler de yeterli. Evinizde yeterli mobilya ve mefruşat var, hiç bir şeye ihtiyacınız yok. Mesela evinizdeki radyonun veya televizyonun düğmesini açıyorsunuz, size yedi tane yeni sun’i ihtiyacı zoraki yüklüyor. Ertesi gün o mallan satın almanız için sizi, eşinizi ve çocuğunuzu peşlerine gönderiyor. Sonsuza kadar yeni masrafların peşinden koşmanız gerekiyor. Burjuvazi sadece tüketim mallarını üretmiyor ki hepsine sahip olsun, tüketim ihtiyacını da yaratıyor. Bununsa hiç bir zaman nihai sınırı yoktur.  1962 yılında Avrupa’da (ev ekonomisiyle ilgili) bir sergi vardı. Ben ev ekonomisi ile ilgili araç ve gereçlerin sayısı ne kadar ki uluslararası bir sergiyi gerektirsin diye düşünmüştüm? Sonra ikinci sene bu mağazaya gittiğim zaman mutfak araçlarının sınırlı olduğunu gördüm. Araçlardan birisi tereyağı alma maşası idi. Bunun tek görevi bunların veya masa başında oturan hanımların, onunla tabağın içinden tereyağı alıp yiyeceğinin üzerine bırakması idi. Tereyağı alma maşası geçen sene 3-4 çeşitten fazla değildi, ama bu sene 700 veya 800 çeşittir, bu sonuç insanı gerçekten şaşırtıyor. Serginin özel bir bölümü tereyağı alma maşalarına mahsus. Bu beyefendi ve hanım daha önce tereyağını kaşıkla (yemek yediği kaşıkla) alıyordu.”

” Acaba gerçek dert ve yenilgi, yalancı ümit ve sevinçten daha iyi değil midir? Şuurdan doğan dert, akılsızlıktan doğan dertsizlikten daha iyi değil midir? ”

” Tarihin bütün nesillerinden daha çok eziyet çekmemize rağmen, sevinerek söyleyeyim ki biz çok mesut bir nesiliz. İnsanın dert ve yenilgisi dönemlerini gördüğümüz için mesut bir nesiliz. ”

” Geçmişte heyecan, tahrik, telkin ge-rektiyse bile, artık yeter. Tanımayı düşünmek gerekir. Eğer sadece şuursuz bir iman yeterli olsaydı, beşyüzmilyon müslü-manla bir şeyler yapılmış olması gerekirdi. Mucizevari işler yapan iman, tanımaktan sonra gelir. ”

” Eğer şahsın fikri değişirse (üst yapı), iktisadi hayatı ve işi de değişiyor (alt yapı). Bunun gibi eğer işi ve maddi durumu değişirse, düşünce tarzı da değişecektir. Bu ikisi birbiriyle daima iki yönlü karşılıklı sebep ve sonuç ilişkisine sahiptir. ”

” Elbisesini değiştiriyor, yüzünün süsünü değiştirmiyor, boynunu vermeye hazırdır ama bıyığını vermeye hazır değildir. ”

” Geçmişle övünme veya geçmişe tapma ile gelecekten korkma, yenilik getirilmesine karşı direnme. Gelişmiş dükkancı ve burjuvanın tam aksine. Bu burjuva, o feodalin aksine ra-iyye (köylü) sınıfından çıkmıştır, şimdi orta sınıfı meydana getirmiştir. Bu orta sınıf, raiyyeden yukarıda, efendilerden aşağıdadır. Ecdadı hanzade, ağazade, asilzade v.b. lakaplarla anılan kimseler değildir ve olmamıştır, kendi toplumunda bir kökü yoktur. Halk ona bir asil unvanıyla bakmıyor, alışılmış basit bir insan olarak bakıyor-, sadece yeni bir işin esnafıdır, zamana yetişmiştir, yeni bir kesesi var, parası var, zengindir; ama şahsiyetsizdir, ailevi ve kan asaleti, şerefi bulunmamaktadır, toplumun nazarında o bir “yeni yetmedir”, yeni bir kimsedir, zamana yeni yetişmiştir. ”

“Burjuva görüşünün sahip olduğu özelliklerden birisi, ahlâki değerlere insani faziletlere, kutsal sosyal geleneklere ve kendi toplumunun dinine olan inançsızlığıdır. Köylerde, dini merasimlere, büyücülüğe, köyün kutsal şahıslarına -halkın kendileri için kutsiyet ve hürmete inandığı, Seyyid, molla, ağazade ve köyün asillerine- saldıran, alay eden, tenkit edenin bu adam olduğunu görüyoruz. ”

” Evine ilk defa radyoyu getiren bu adamdır. Oğlunu, hatta kızını ilk defa yeni okula gönderen yine bu adamdır. Yeni şehir elbiselerini ilk defa giyen, süslenmesini değiştiren, geleneklerin aksine bu çevrede değişik bir gidişata sahip olan kadın onun karısıdır. Niçin? Çünkü hiç bir şey onu geçmişe bağlamıyor. O toplumun değişmesinde daha çok şahsiyet kazanıyor, çünkü onda eski değerler yoktur, yeni değerler kazanmak için çaba gösteriyor. ”

” hayat için tüketim” sloganı “tüketim için hayat” oldu. Bu sloganlar, yeryüzünde daha iyi yaşamak için, burjuvazinin tüketim cennetini icad etmektir. ”

” Burjuvazinin bize sadece tüketim ve masraf vermekle kalmadığını, aynı zamanda bize yeni ihtiyaçlar da verdiğini görüyoruz. ”

” Derinlik ve yükseklik, can ve ruh, düşünce ve sanat niçin daima sıkıntıyla-, ahmâklık, alçaklık ve çöküş ise sevinçle içi-çedir? Niçin, Aristo zamanından beri sanatta derinleştikçe ve ciddileştikçe “kederli” sathi ve sıradanlaştıkça “sevinçli, neşeli” sayılması temel bir kaide olmuştur. ”

” Bu yüzden sanat, insanın yaratıcı içgüsünün tecellesidir. Allah’ın yaratıcılığının tecellisi olan bu varlık aleminin devam etmesinde, bu alemde hissettiği noksanlığı telafi etmeye çalışıyor. Bu şekilde kendi bıkkınlığını ve kararsızlığını, onun için yapmadıkları bu sarayı hafifletmeye çalışıyor. Bu gurbette yaşamaya alışarak, yabancılığın sıkıntısına tahammül etmeye çalışıyor. ”

”  Yüksek ruhlar, derin kalpler, sonbahar sıkıntısını, sükutu ve akşam gurubunu niçin daha çok severler? ”

” tabiatın çehresinde olan herşey hiçbir zaman kendisiyle dert ortaklığı ve benzerlik istemiyor. Dert ortaklığı ve yakınlık, insanlık ruhunun en çok susadığı arzusudur. ”

” Kederli olan her şey derin ve ciddidir, demiyorum. Bilakis, derin olan her şey ciddi ve kederlidir. “

Leave a Comment