Alper Canıgüz – Cehennem Çiçeği

Alper Canıgüz’ün yine bir Alper Kamu kitabı. Kitap sarsıcı, düşündürücü bir cümle ile başlar: “Bilirsiniz, insanlar doğar, ölür ve sonra büyür.” Bu hızlı giriş, tüm kitap boyunca kendisini hissettirir. Kimi zaman oldukça hızlı; kimi zaman biraz daha tempoyu düşürse de insanı dikkatte tutacak bir hız olayları daha da meraklı bir hale getirir. Alper Canıgüz, kendine has üslubu ve mizahi anlatımı ile oldukça başarılı bir kitap. Başarıdan kastım, edebi başarıdan bağımsız olarak okunma, olaya dahil etme noktasında oldukça başarılı. Kitap ile ilgili bazı yorumları okurken bir çok okurun uzanırken ya da dinlenirken güzel vakit geçirmek için harika bir kitap. Alper Canıgüz’ün kitaplarını ilk okumaya başladığımda bu mizahi anlatımla geç tanışmanın üzüntüsünü yaşarken bir yandan da bu yazarla o an bile olsa tanışmanın mutluluğu vardı. Çünkü anlatım akıcı, dil sade ve hikaye oldukça saf bir halde anlatılıyordu. Uzak kaldığımız mahalle kültürü kitapların mekanı olarak kendisini hissettiren, gözümüzde canlandırıyor Alper Canıgüz kitapları.

Oğullar ve Rencide Ruhlar kitabıyla tanıştığım Alper Kamu’nun başka bir cinayeti çözme süreci anlatılıyor kitabı. Kitap Alper Kamu’nun evindeki hüzünlü hava ile açılır. Alper Kamu’nun amcası ölmüştür. Amcasının boşanmadan önceki karısıyla ilgili bazı noktalardan bahsedilince bu kitabın konusu bu mu olacak diye düşünürken; bir anda asıl olay başlar. Mahalleye yeni taşınan ailedeki engelli çocuğun öldürülmüştür. Evin küçük çocuğunun özürlü abisini öldürdüğü düşünülmektedir. Ancak küçük kahramanımız bu konuda emin değildir. İlk kitapta aşina olduğumuz komiser yardımcısının yanında gidip dosyadan yararlanarak bazı eksikler olduğuna karar verir. Ve olaylar başlar.

Aslında olay bir ana kızın sırrının engelli kardeş tarafından bilinmesi ve bunun ikisi için bir tehdit olarak algılamasıdır. İşte haylaz, oldukça zeki, dedektif kahramanımız bu tehdidin ve cinayetin izini küçük parçaları birleştirerek noktalar ve katili adalete teslim eder.

” Anneme bakıp şöyle bir güldü ama sonra yine şaşkınlıkla bana döndü. “Hiç görmedim senin gibi bir çocuk… ”

“O kadar büyütülecek bir şey değil,” dedim. Tadım kaçmıştı. “Okuma yazmayı evde babam öğretti. Ben de o günden beri elime ne geçerse okuyorum işte. Kardeşim yok, arkadaşlarım budala ve annem de kaçık. Siz olsanız ne yapardınız ? “” s.84

“Ben beş yaşındayım.” Bir şey söylemesine fırsat vermeden ekledim. “Biliyorum beş yaşında gibi değilim. Bu benim lanetim.” s.22

” Mutsuzluklarını kanıksamışlardı ve daha büyük bir şeyin peşinde koşmak akıllarından bile geçirmiyordu. ” s.51

” Bir çocuğa, anne babasını ağlarken görmekten daha fazla koyan pek az bir şey vardır dünyada. ” s.78

” “Herkesin delirmek için bir nedeni vardır, ” dedim. “Bu onu haklı çıkarmaz…”” s.153

” İnsan ne dilediğine dikkat etmeli çünkü her an gerçekleşebilir. ” s.190

“ Ben aşkı hayattan çok ölüme benzetirim… ve insan bir kere ölür.” S- 140

” Toprak yolun bittiği noktada, önümde sarı bir deniz uzanıyor. Dizlerimin üzerine çöküp sudaki aksime bakıyorum. Bu yüz benim yüzüm. Bu gözler benim gözlerim. Ellerim benim ellerim… Hep kendim kalacağımı idrak ediyorum o zaman. Tanrım, bu nasıl bir lanet? Derimi yırtmak, gözlerimi oymak, dişlerimi sökmek bir işe yaramaz. Kendime mahkumum. Ağlasam, gözyaşlarım benim gözyaşlarım. Ben cehennemde değilim, cehennem benim içimde…”

” Düşüncelerimi toparlamakta zorlanıyordum. Ateş, beni iyice aptallaştırmıştı. Sorum da bunun kanıtıydı zaten: ” Sence aşk diye bir şey var mı baba?”
Yine güldü babam. Seviyordum onu gülerken görmeyi.” Ne o kerata? Yoksa Hatice Ablana mı yaktın abayı?” Diyorum ya, çok uyanıktır peder. Kime çekmişse?
Böyle durumlarda genellikle yaptığım gibi inkara yeltenmedim. Ben de gülümsedim. “Bu da geçer” diye mırıldandım. O zaman kahkahayı patlattı babam. “Ne yani?” diye çıkıştım. “Geçmez mi? Aşk hiç bitmez mi? Dahası aşk diye bir şey var mı?” Ben konuştukça kahkaha üstüne kahkaha atıyordu babam. Baktım hoşuna gidiyor, devam ettim: ” Bir baba olarak söyle evladına; Aşk var mıdır yok mudur, boş mudur dolu mudur, ne kokar, ne boktur?”
Gülmesi biraz dinince “Tanrı gibi düşün” dedi babam, ki böyle bir yanıtı hiç beklemiyordum. “İnanıyorsan var olup olmaması pek önemli değildir. Ayrıca en büyük inkarcının da en inançlının da içinde bir nebze kuşku vardır. Ve elbette ki, aşk da Tanrı da ölümsüzdür.”
İşte ben baba diye buna derim. Hafif bir baş hareketiyle yanıtını takdir ettiğimi belirttim. Ne? Herhalde Ömercik gibi yerimden fırlayıp, hıçkırık kıyamet boynuna sarılacağımı falan düşünmediniz? “

Leave a Comment