Alper Canıgüz – Tatlı Rüyalar

Alper Canıgüz, mizahi anlatımı ve polisiye tadındaki kurgusuyla kendisine has üslubu olan yazarlarımızdan. Yanılmıyorsam ilk olarak Murat Menteş vesilesiyle haberdar olduğum bu yazar oldukça sevdiğim bir üsluba sahip. “Beş yaş insanın en olgun çağıdır. Sonra çürümeye başlar.’’ cümlesiyle başlayan Oğullar ve Rencide Ruhlar yazarın okuduğum ilk kitabıydı. Beş yaşında bir kahraman olan Alper Kamu’nun bir cinayeti çözme hikayesini anlatan kitap bir solukta okunacak türden bir kitaptı. Sonrasında bir diğer kitabı olan Cehennem Çiçeği kitabını okumuştum. Kısa süre önce ise okunacak kitaplarım arasında yer alan bu yazı konu kitabı Tatlı Rüyalar’ı okumaya başladım. Önceki kitapların aksine daha karmaşık bir anlatıma sahip olan Tatlı Rüyalar, bu tuhaflığını daha kitabından başlangıç cümlelerinde hissettiriyor : “25 yaşında, iyi eğitimli, iki yabancı dil bilen sağlıklı genç, geri kalanını temin edebilmek amacıyla hayatının bir bölümünü satıyor. ilgilenenler aşağıdaki telefon numarasına başvurarak randevu alabilirler.”

Kitap, pazar sabahı kahvaltısını yaparken bu ilanı gören Hector’un ilana başvurmaya karar vermesiyle başlar. Hector ilan için aradığında anlaşılması zor ve biraz da tuhaf bir kadın yanıt verir. Aslında bu kitaptaki bir çok karakter biraz tuhaf: profesör , Hector, Şevket Hakan Tunçel, Nalan, Hamit ve bir çok öğrenci daha. Kadınla uzun sayılabilecek bir konuşma sonrası sonrası randevu alır. Sonrasında Kartal’daki harabe bir evde Hamit ile buluşmaya gelir ve bununla beraber hikaye başlar. Birinci bölüm bu tanışmayla sonlanırken ikinci bölümde bambaşka bir hikaye ile karşılaşırız. Şevket Hakan Tunçel, rüyalarında gerçek bir hayat yaşadığını söyleyerek ünlü Psikolog Olcayto Fişek’ten destek talep eder. Üniversitede hoca da olan Olcayto Fişek başta ilgilenmese de zaman ilerledikçe Şevket Hakan’ın da ısrarlarıyla kendisini bu rüya hayat geçişinin tedavisinde bulur. Şevket Hakan, rüyada Hector olarak uyanıp hayatına devam ettiğini iddia etmektedir. Kitap boyunca birbirinden uzak ama geçişli olan bu iki hayatı okuruz. Şevket Hakan rüyalarına kavuşmak, bu geçişi anlamlandırmak için oldukça ısrarcıdır. “Gerçek dünya dediğimiz o korkunç kısıtlamalarla dolu yerde gözlerimi kapatıp aynı ona benzer bir başka yerde uyanmak beni mutsuz ediyordu. Hector’un varlığı benim rüya görmemi engelliyordu ve bu beni çok kızdırıyordu. Çocukluğunda arkadaşlarına birkaç âdi misket kaptırdı diye mide spazmları geçiren birinin rüyaları çalındığında ne hale geleceğini düşünsenize. Evet, rüyalarım bana giderek daha kıymetli görünüyordu.”

Başlangıçtaki ilanı veren Hamit ile Hector bir para operasyonuna karışacaklardır. Onun planlarını yaparlar. Diğer taraftan ise Şevket Hakan ve Olcayto Hoca, rüyalardaki geçişin nasıl olduğunu bulmaya çalışırlar. Ve kitabın son bölümleri bu geçişin en zirve noktasını heyecanlı bir filmmişcesine okuyucuya aktarır. Kitabın kapağında kitapla ilgili psiko-absürd romantik komedi kitabı olarak tanımlanıyor. Kitabı okurken bir çok kısıma gülücük emojisi yazmıştım. Kitapta güzel bir çok espri, komik ifadeler  yer alıyor. Mizah anlayışı olarak da Murat Menteş ile benzer bir anlayışları var. Şu ifadeyi okurken yanına Murat Menteş cümleleri gibi notunu yazmıştım: “Belki seni affedebilirdim. Ama şu ana kadar on bir kişiyi vurdum ve tek sayılardan hiç hoşlanmam.”

“bence hepimizin tek derdi bu Profesör, bu dünyada yalnızız; çok yalnızız.”

“Herkes kendi hayallerinden sorumludur.”

“Dünyayı değiştiremezsiniz ama yeni bir dünya yaratabilirsiniz”

“Bir insan kendini Napolyon sanıp bundan da mutluluk duyabiliyorsa, onu sözde tedavi edip mutsuz kılmak doğru mu? Sırf çoğunluğun normallik anlayışına ters düşüyor diye birine deli yaftası yapıştırıp onu bir tımarhaneye kilitlemek insanlık dışı değil mi? Neden insanları değiştirmektense insanlara dünyayı değiştirecek gücü vermeyi denemiyorsunuz? Ya deliler haklıysa?!”

“Delilere özgürlük!”

Leave a Comment