Anton Çehov – Besleme

Anton Çehov, 1860 ile 1904 yılları arasında yaşamış Rus yazardır. Dünyaca önemli bir çok Rus yazarın yaşadığı bir dönemde yaşamış önemli bir yazardır. Tiyatro oyunları ve kısa oyunlar yazmış olan yazar aynı zamanda tıp doktorudur. Burada, wikipedia’da yazan, hoşuma giden güzel bir cümlesini aktarmak istiyorum. “Tıp benim yasal karım, edebiyat benim metresim.”

Klasik kitapları okumadaki bir motivasyonum da o dönemleri yazarların dilinden okuyabilmek, anlamaya çalışıp tahayyül etmek. Gerek Avrupa yazarlarından, Gerek Rus yazarlardan okuduğum kadarıyla bize has olduğunu, yalnızca bizim çektiğimizi düşündüğümüz acı, sıkıntı ya da mutlulukların yıllardır aynı şekilde devam ettiğini görüyorum. Rus yazarlarını okumak, o dönemde kurguladıkları metinleri, yazma biçimlerini görmek Rus yazarlarına hayranlığımı her defasında daha fazla arttırıyor. Bu kısa sayılabilecek, yedi öyküden oluşan kitap da hayranlığımı arttıran kitaplardan bir tanesi oldu. Öyküler şu şekilde : Besleme, Volodya, Başkalarının Derdi, Nişanlı Kız, Boyundaki Nişan, İoniç, Kabuğuna Sinmiş Adam.

Bu öykülerde toplumun farklı kesimlerinden insanlar, farklı temalar üzerine kurulmuş öyküler var. Beslemelerden, borcu olanlara, memurlardan, hayalperestlere kadar bir çok farklı karakterin o dönemdeki hikayelerine tanıklık ediyoruz. Bankada borcu olan ve ödemek için yıllardır yaşadıkları evi satmak zorunda kalan ailenin öyküsü aklımda kalan ilk öykülerden bir tanesi. Etkileyici bir başka öykü ise Ioniç. Uzaktaki bir köye hekim olarak atanan bir kahramanın aşık olmasını ve sonrasında ki içine kapanmasını etkileyici bir biçimde aktarır.

Anlatımda ve kullanılan bazı ifadelerde sanki günümüzde yazılmış gibi hissediyordum. Ve aktarılan bazı olay ve düşünceler de zaman değişse de insanoğlunun yaşadıklarının birbirinin tekrarı gibi olduğunu düşündüm. Her ne kadar teknolojinin hayatımıza girmesiyle bu tekrarlı yaşam azalsa da bu kitaplar sayesinde halen eskiye benzer yaşamların da olduğunu görüyoruz.  O zaman için yazılmış güzel ifadelerden bir tanesi olarak bu cümleyi not almışım : ” birden çizmeler büyüyor, büyüyor, şişiyor, bütün odayı dolduruyor. Varka’nın elindeki fırça yere düşüyor.  ”

” Hüznü ve insanî yanı derinleştikçe gözünde kocası değerini yitiriyordu: Kendine aşırı bir güvenle akla yatkın tarımdan söz ediyor, sürüyle kitap ve dergi getirtiyor ”

” Başkalarının derdini unutabilmek için çok şeyi boyamak, değiştirmek ya da kırmak gerekecekti… ”

” rüzgârlı gecede örgülü saçları, ürkek gülürrisemesiyle annesi daha bir yaşlı, çirkin ve bodur göründü ona. Yakın zamana kadar onu gözünde nasıl da büyüttüğünü, ağzından çıkan her sözü nasıl gururla dinlediğini hatırladı nedense. Bu sözlerden hiçbiri yoktu aklında şimdi. ”

” Gidip bir okula girin, sıkıntı bile çekseniz, yılmayın. Yaşantınızı düzelttiğinizde her şey değişecek. Önemli olan yaşamasını bilmektir, geri kalan boştur. ”

evlilik ve toplumsal yaşam üzerine öyküler mevcut

” Siz de, anneniz de, Babiş’iniz de bir şey yapmıyor, hep boş oturuyorsunuz. Öyleyse sizin için başkaları çalışıyordur demek oluyor bu. Sizler onların emeğini, hayatlarını tüketiyorsunuz. Bu, iğrenç, bayağı bir şey değil de nedir? ”

“Niçin? Bu kadar hoş, bu kadar güzelken niçin bu yaşlı, biçimsiz herifle evleniyor?” diye içlerinden geçiriyorlar gibi gelmişti. ”

” Sevgili anneciğim, akıllısın, biliyorum, ama mutsuz, çok mutsuzsun da. Niçin boş konuşuyorsun? Niçin? ”

” Söz döndü dolaştı, muhtarın karısı Marva’ya geldi: Kafası işleyen, sağlam bir kadın olduğu halde, ömründe bir kere bile doğup büyüdüğü köyden dışarı çıkmayışından ne kenti, ne demiryolunu gördüğünden, on yıldır gündüzleri sobanın arkasında pinekleyip geceleri ıssız yollarda yalnız başına dolaştığından söz ediyorlardı. ”

” Sözün kısası, varlığını bir örtüyle gizlemek ve çevresinde kendisini dış etkenlerden koruyup yalnız kalmasını sağlayacak bir kılıf yaratmak eğilimi vardı. Bu oldukça güçlü bir duyguydu onda. Gerçekler sinirini bozuyor, ürkütüyordu onu. Belki de bu korkusunu, yaşadığı zamandan tiksintisini haklı gösterebilmek çabası içinde daima geçmişi, hiç var olmayan şeyleri över dururdu. ”

” bizim kızlarımız için, evlenecekleri kimse değil, evlenmek önemlidir. ”

” Kentteki boğucu, yaşantımız, karaladığımız bir sürü gereksiz kâğıt, oynadığımız briç de birer kabuk değil mi? Bütün ömrümüzü işsiz güçsüzlerin, karaborsacıların, aptalların, avare kadınların arasında, günlerimizi saçma sapan şeyler dinlemekle geçirmemiz de birer kabuk değil midir ? ”

” Artık kız değil, bir kadın olmanın hazzını ilk kez tadarak, adîm atış ve hareketlerini annesininkilere benzetmeye çalışarak, gururlu, kendine sonsuz bir güvenle, başı yukarıda yürüyordu. ”

” Hayatlarında hiç sevmeyenler, ne kadar da habersizlermiş dünyadan! diyordu. Bence, şimdiye dek kimse aşkı eksiksiz tammlayamamıştır. Bu ince, mutluluk ve iç sıkısı dolu duyguyu anlatmak pek öyle kolay değildir. Onu bir kez bile olsa tadanlar sözcüklerle anlatmaya kalkışmazlar. Önsözler, tanımlamalar neye yarar? Gereksiz güzel sözler de söylemeyeceğim. Aşkım sınırsızdır…  ”

”  Eh! dedi. Nasıl olduğumu soruyorsunuz. Nasıl olabilirim? Yaşlanıp şişmanlamak, kendimizi koyvermekten başka ne yapabiliriz? Günler birbirini kovalıyor, ömrümüz tükeniyor; biz de sıkıcı, anısız ve düşüncesiz yaşantımızı sürdürüp gidiyoruz… Gündüzleri hastalarımla uğraşıyorum, akşamları kulüpte nefret ettiğim kumarbazların, alkoliklerin, mıymıntıların arasında vakit geçiriyorum. Anlayacağınız dayanılmaz bir hayatım var  “

Leave a Comment