Bilge Karasu – Altı Ay Bir Güz

Altı Ay Bir Güz kitabı, Bilge Karasu’nun ölümünden sonra yayınlanmış uzun hikayede ya da roman diyebileceğimiz bir uzunlukta kitap.  Bilge Karasu, uzun bir süredir okumak isteyip, uslubu hakkında meraklandığım bir yazardı. Kütüphanede kitaplara göz gezdirirken bu kitap dikkatimi çekti. Bilge Karasu okumayı daha fazla ertelememek için hemen kitabı aldım.  Kitabı okurken bende uyandırdığı ilk his anlamlandıramadığım ama sürekli devam etmem gerektiği hissiydi. Olaylar karışık bile olsa hoşunuza giden bir yanı var. Açıkçası anlatım biraz karmaşık geldi ve olaylar arası ilişkileri kaçırdım ya da anlayamadım ama buna rağmen hoşuma giden ve okumaya devam ettiren bir tat vardı kitapta. Kitabın olay örgüsü ve kurgusu sayfalar ilerledikçe anlaşılmaya başlıyor. Kitap yedi bölümden oluşmakta ve kahramanın farklı dönemleri anlatılmaktadır. Her bölüm kendine özel bir duygu barındırdığı için birbirinden ayrı öyküler okuyormuşsunuz tadı alabilirsiniz.

Anlatımda farklı teknikler, “metinlerarası” ilişkiler vardır. Destanlar, masallara göndermeler, dini kaynaklara kadar bir çok  metinlerarasılık mevcuttur. Son akşam yemeği tablosu ile ilgili kısım da oldukça güzeldi. Üslup, kurgu ve anlatıcının değişimi farklı, karışık bir okuma serüveni sunuyor. Tüm bu güzellikler de yukarıda söylediğim gibi kitaba farklı bir tat katıyor.

“Bir zamanlar kediymişim ben Halûk. Sonra, herhalde kediler arasında işlenebilecek en büyük suçu işlemişim ki dünyaya bir daha gelişimde insan olmak cezasına çarpılmışım…” s.19

” Boğazımı sıksa, kesse, öldürse, sesim çıkmaz, kanım akmaz. “Yapma bunları bana İsabey,” diye yalvarıyorum içimden, “yeter artık, büyüdüm, görmüyor musun, sen de büyü, ilkokulu bitirdim, edebiyat nedir bilmiyor değilim, başka bir işkence bul artık, o zamanlar kızardım sana, şimdi kızamıyorum da, burada geçireceğin üç haftayı zehir etme, son iki gün diyorsun ama ben bir gün önceden başlattım senin geliş şenliğini, başka bir şey bul İsabey, başka bir şey bul… ” ” s.23

” Sabahları kalkılır. Kalkılmaz, uyanılır. O da değil. Uyanır, sonra başına dikilen birileri onu kaldırır. Haydi yavrum, haydi aslanım. Kiminin kocaman oğlu, kiminin bebeği. Günlerin ışığı parmaklığın içinden geçip karşı duvara vuruyor; gözlerine ulaşan ışık günle, havayla değişiyor. Öğrenmeye başlıyor yavaş yavaş; bu ışık yağmur yağıyor demektir; bu ise, gün boyunca, ağaç gölgesinde oturulacak demektir. Işıklar günle değişir; adlar günle, gelenle değişir: Gülümdür, kuzumdur, aslanımdır, bebeğimdir. Birileri kaldırır, öper, kucağına alır. ” s.24

” Sonun, başın, ortanın birbirine karıştığı, anlamını yitirdiği, tersinmez zamanın boyunduruğundan kurtulduğunuzu duyduğunuz bir gün gelir. Yaşlanmışsınızdır, yaşamınız artık sizin malınızdır. Malınızı istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.  Yeterince güçlü, yerini bulan bir fiskenin —ister içinizden gelsin, ister dışarıdan— sizi nasıl dağıtabileceğini, elinizden her şeyi —bir kırıntısını bile bırakmamacasına— bir anda nasıl alabileceğini öğrenmiş olduğunuz ölçüde yaşamınıza egemensinizdir artık. ” s.69

” Kopmak, bağlanmak, başarılı olsak da olmasak da yaşamımızda kurduğumuz pek az şeyden biri, ilki… Belki de tek şey demeli… İlişkiler. Kendimize bir anlam kazandırmanın tek yolu… ” s.71

“Kerim, bilgi dediğin, edinilir. Yaşamadan bilgi edinildiğini işitmedim ben. Kitaplar, olsa olsa, edindiğimiz bilgiyi denetlemeğe yarar… Yazıyı, resmi, musikiyi, yaşamımın amacı yapmadım hiç. Çalgı çalıp söyledimse, bu işi yapmayı yaşadım. Yazmayı da, resim yapmayı da. Oynadım. Para kazandığım zaman bunlardan, hoşuma gitti, bir eğlence daha bulmuş oldum. Benim sanatım, yaşamak. Sanırım, yaratıcı olabildim o işte; elbette, kendi çapımda…” s. 73

” İnsan yaşamını da korumalı başkalarına karşı, sırasında, yaşamını istediği doğrultuda bir parça olsun sürdürmesine izin veren alçakgönüllü maaş olanaklarını da.” s.73

” Ölüleri taşımak kolay değil; hele öldüğünü fark etmeden, diri diye birini yıllar yılı gönlünde taşımak… ” s.75

” Bir şeyi ilk yapan adam da kendi düşünden vazgeçmişti. Bir şeyi ilk yapan adam olmayınca o şeyi üçüncü kez yapan adam olabilirdi ama ikinci kez yapan olmak istememişti. Çok mu önemliydi bu ikincilik, üçüncülük? İkinci adam izlerdi; üçüncüsü ise edinilmiş bir yolu, bir yöntemi, kullanırdı. ” s.78

Leave a Comment