Emre Ergin – Ruh Dememi Bağışlayın

Kimi insanlar kendileri belirler okuyacakları kitapları; kimisi öneri alır. Kimi insanlar ise kitaplarda bulduğu kitaplar ile devam eder okuma serüvenine. Okuyacağım kitapları genelde kendim bir şekilde belirlesemde bazen öneri ile de yeni yazarlar keşfedip; yeni yazar ve üsluplar ile tanışabiliyorum. İşte Emre Ergin de öneri ile keşfedip kitaplarını okuduğum yazarlardan biri. Okumalarına önem verdiğim birden fazla insanın önerisiyle Emre Ergin kitabı okumaya başlamıştım. Öncesinde bir kaç öyküsünü okumuş olsam da Dördüncü Dilek kitabı hakkında dile getirilen yorumlar, aldığı övgüler sonucunda Dördüncü Dilek ile başlamıştı Emre Ergin okumalarım. Masalımsı bir anlatım, farklı teknikler ile kitap, teknik anlamda da kitaplara dikkat edenler için tam bir harman yeriydi. Dördüncü Dilek ile ilgili yazıya linkten okuyabilirsiniz.

Şimdi yazımızın konusu olan Ruh Dememi Bağışlayın kitabına geçelim.  Kitap, yazarın ikinci öykü kitabı ve on bir öyküden oluşuyor. Öykülerin isimleri şöyle: Dünyazad’ın Aynası, Kaf-Lethe, Ruh Dememi Bağışlayın, Konuyu Değiştiriyorum, Kilimanjaro’nun Gözleri, Yeniden Yeniden Yeniden, Sevgili Ester, İmha Ekipleri, 01101011 01111010 01101100, Jezamin ve Nasab, Ölmüş Dünyaya Bir Mersiye.   Emre Ergin’i okuyanlar bileceklerdir ki Emre Ergin’in tarzı klasik tarzdan öte post-modern bir anlatıma yakındır. Bilmeyenler ise öykü isimlerinden de bunu düşünebilir 🙂 Açıkçası pek aşina olduğum ya da okumayı çok tercih ettiğim bir tarz değil. Seneler süren okuma sürecim neticesinde okura bazı şeyleri bırakarak daha doğrudan anlatmayı tercih eden anlatımlar daha çok hoşuma gidiyor. Diğer tarzda okurken zorlanabiliyorum. Zira bu kitapta da benzer zorluğu yaşadım. Ya özlerini yakalayamadım ya da öykünün teması noktasında bazı eksiklikler vardı. Dediğim gibi bu tarza çok aşina olmadığım için özü görme noktasında iyi olmayabilirim. Bazı öykülerin sonuna şuna benzer notlar düşmüşüm: “Güzel hikaye ama tema, öz yok gibi”. Sadece bir okur olarak dile getirmek istedim. Onun dışında Dördüncü Dilek kitabında da dikkatimi çeken bir şeydi ki Emre Ergin’in dili güzel ve yalın. Okurken kelimeler, cümleler, sayfalar ardı sıra akıp gidiyor. Karakterin dili kimi zaman bir çocuk oluyor; kimi zaman bambaşka bir karakter. Karakterlerin dilini gerçek kişilere benzetmesi açısından başarılı buldum.

Dikkatimi çeken bir diğer nokta ise birden fazla öyküde giriş cümlelerinin yanına “Giriş cümleleri güzel” notu düştüm. Gerçekten merak uyandırıcı güzel giriş cümleleri var. Kısa ve doğrudan okuru öyküye dahil eden cümleler. “Ayna bana bakmıyor ben aynaya baksam da” (s.7)

Öykülerin Dördüncü Dilek ile bir benzer yönü de zamansal olarak geçmiş, şu an ve geleceği birbiriyle oldukça iyi bir şekilde harmanlayarak kullanabilmesi. Öykülerde fantastik olaylar geçiyor. Öyküler içerisinde en çok sevip, beğendiğim öyküler ise Konuyu Değiştiriyorum ve 1101011 01111010 01101100 oldu. Onu da not düşmüş olayım 🙂

” Kendime de çok kızıyorum kötü bir insan olduğum için.” s.23

“Şiddetli bir istekle, o isteğin mantıksız olduğunun bilgisi bir arada ne kadar barınabilir ? Biri diğerini muhakkak, eninde sonunda dışlar; isteğin şiddeti yahut mantığın kuvveti bu süreci olsa olsa uzatır. Sonunda ya isteyenin hevesi kaçar yahut heves düşünene yeni bir mantık dayatır. ”  s.49

” Ne düşündüğümü öyle kolayca izah edemem. Ama çimenlerin içerisinde yürüdükçe, içime bir ferahlık  çöktü. Bir daha geri gelmeyeceğine lanet ederek değil de en azından bir kere başımdan geçmişliğine sevinerek hatırladım yaşadıklarımızı.” s. 64

” İhtiyarlayınca insan yazdıklarının bir yerlere ulaşacağına üstünkörü güvenemiyor, gidip birilerinin zihninde doğrudan, konuşarak iz bırakmak istiyor. ” s.118

Leave a Comment