Erich Fromm – Sevme Sanatı

Sevme Sanatı, Erich Fromm’un okuduğum ilk kitabı. Sevmek üzerine herkesin bir çok şey söyleyebileceği geniş ve ilgi çeken bir kavram.  Kitaba dair ilk dikkatimi çeken şey bu genel kavramın Sanat olarak tanımlanıp kitaba Sevme Sanatı isminin verilmiş olması oldu. Haliyle daha kitabın sayfalarını açmadan kendimi Sevmek, sanat mıdır ? sorusuna cevap ararken buldum.  Ancak kitabı bitirip arka kapağını kapattıktan sonra bu kitabın bu sorunun cevabıyla beraber bu soru çerçevesinde oldukça faydalı bilgilerle dolu olduğunu anladım.

Erich Fromm, sevmenin bir sanat olduğunu ve her sanat için olduğu gibi sevme sanatının da öğrenilebilir, emek ve kabiliyet istediğini belirtir. Sevmek sanatı için hazır bir reçete olmadığını diğer sanatlar gibi çaba sarfedilerek öğrenilebileceğini belirtir. Hazır reçete demişken kitabın ilgili kısmında da benzer şeyi düşündüğüm için bir parantez açarak herhangi bir konuda reçete talebine değinmek istiyorum. – Toplumumuzda genel olarak gördüğüm bir durum bu. Her ne ise mesele kısa yoldan sonuçlandırma, hemen bir reçete ile çözüme gitme gibi bir düşünce var. Ancak bu hayatın genel işleyişiyle tezatlık gösteren bir düşünce. Belki de bu sebeple bir çok şey istediğimiz gibi olmuyor.- Parantezi kapatarak kitabın sevme sanatının reçetesini sunmadığına dönelim. Klişelleşmiş cümleler, kişisel gelişim kitaplarında duyacağımız tarzda öneriler sunmak yerine sevmenin gerçek inceliğine inerek sevme sanatı ele alınıyor. Kitap sevmenin reçetesi olma iddiasında olmasa da sevme bakış açısını değiştirme noktasında oldukça iddialı olduğu düşüncesindeyim.

Kitapta sevgi türleri de alt başlıklara ayrılarak incelenmiş. Anne sevgisi, baba sevgisi, cinsel sevgi ve tanrı sevgisi. Burada anne sevgisini diğerlerinden ayıran tek taraflı olması tespiti özellikle dikkatimi çekti.

Kitap, bize sevmenin o kadar da kolay bir şey olmadığını, sevmenin ne olduğunu öğrendikten sonra pratikte de ustalaşmamız gerektiğini anlatır. Sevmek, hayatımıza anlat katan eylemlerin başında gelir. Haliyle oluruna bırakmak değil; bunun için çaba göstermek, emek vermek önemlidir. Sevmek, aşık olmak sadece bir başımıza yaşayacağımız pasif, sadece duygu ve düşüncelerle yaşanan pasif bir şey olmanın çok ötesinde emek, istek ve karşıdaki ile paylaşımla daha da anlam kazanıp, güzelleşecek bir eylemdir.

Ez cümle ” Bugünki dizge içinde sevebilen kişiler üstün kişilerdir. ” alıntısıyla noktalayalım notlarımızı.

rilke’nin sevmeye dair güçlü ifadelerini paylaşmak boynumun borcu:
“”sevmek iyidir, çünkü zordur sevgi. insan olarak bir başkasını sevmemiz, belki de yükümlü kılındığımız en çetin, en ağır bir görev, en büyük sınanma ve sınav, bütün ötekilerin yalnızca hazırlık oluşturduğu bir çalışmadır.bunun içindir ki gençler, her bakımdan bu toy kişiler, sevginin altından kalkacak durumda değildir; henüz öğrenmeleri gerekir sevgiyi, bütün varlıkları, bütün güçleriyle her çarpmada kabaran yalnız ve ürkek kalpleri üzerine odaklanıp sevgiyi ilkin öğrenmeleri gerekir; ama öğrenim dönemi kendi içinde kapalı, uzun bir zamanı kapsar.dolayısıyla sevmek uzun bir zaman parçasını kucaklayan, yaşam süresinin hayli ilerisine kadar uzanan bir yalnızlıktır insan için; tek başınalıktır, yoğun ve derin.
sevgi bir kez bir başkasında çözünüp erimek, kendini bir başkasına adamak, bir ikinci kişiyle birleşmek değildir; çünkü henüz durulmamış, gelişim sürecini tamamlamamış, düzenden yoksun birinin bir başkasıyla birleşmesi ne anlam taşır? sevgi yüce bir nedendir; tek kişinin olgunlaşıp kendi içinde bir varlık sahibi olmasını, dünya olmasını, bir başkası uğrunda dünya olmasını sağlayan. sevgi, alçakgönüllülük tanımayan istektir; bir kişiye yöneltilmiş, onu başkaları arasından seçip büyük bir misyonu gerçekleştirmeye buyur eden çağrıdır.”

“İlk adım sevmenin bir sanat olduğunun farkına varmaktır, tıpkı yaşamın bir sanat olduğu gerçeği gibi. Sevmeyi öğrenmek istiyorsak; müzik, resim, marangozluk ya da tıp ve mühendislik sanatı gibi diğer her sanatı öğrenmek için yaptığımız gibi hareket etmeliyiz.”

“Yalnızlık duygusunun bilinçte belirmesi huzursuzluk yaratır; gerçekte bütün huzursuzlukların kaynağı budur. Yalnız olmam, her şeyden kopmam, insanca güçlerimi kullanamam demektir. Böyle olunca yalnızlık, çaresizlik, dünyayı – nesnelerle insanları – canlı olarak kavrayamamak demektir; dünyanın, ben karşı koyamadan üstüme çullanması demektir. Bu yüzden yalnızlık duygusu aşırı huzursuzluk doğurur. Bundan başka utanma ve suçluluk duygusunun da kaynağıdır. ” s.17

“ Öyleyse insanın en büyük gereksinmesi bu ayrılığı yenmek, yalnızlığının hapishanesinden kurtulmaktır. Bu amaca hiç ulaşamamak delilikle son bulur; çünkü dünyadan bütün bütün kopmanın yarattığı korku, ancak dış dünyadan iyice el etek çekmekle yenilebilir; öyle ki sonunda yalnızlık duygusu bütünüyle ortadan kalkar- çünkü insanın koptuğu dış dünya da ortadan kalkmıştır artık. ” s. 18

“ Yalnızlıktan kurtulmanın yollarından biri çeşitli dinsel törenler’dir.    … Alkol ya da uyuşturucu ilaçların yardımıyla yalnızlıktan kaçmaya çalışırlarken, kendinden geçme durumunun sona ermesiyle daha büyük bir yalnızlık duygusuna kapılırlar; bu yüzden aynı şeylere daha büyük bir istekle, daha sık başvururlar. …  İnsanı kendinden geçiren bu birleşmelerin hepsinde ortak olan üç özellik vardır: Yoğun ve vahşidirler; kişiyi hem beden hem de kafa olarak baştan aşağı sararlar; geçicidirler ve belli sürelerle yinelenirler. ” s.19-20

” Söylemek gereksiz; kadınların eşitliğine karşı değilim; ama eşitlik yolundaki bu olumlu eğilim bizi yanıltmamalıdır. Ayrımların yok edilmesi için girişilen çabaların bir parçasıdır bu. Eşitliğin pahası şu olmuştur: Kadınlar erkeklerle eşittir, çünkü artık onlardan farklı değillerdir. ” s.23

” Birey, birleşme düzenine üç ya da dört yaşında katılır; bundan sonra da sürüyle ilgisi hiç kesilmez. En son büyük toplumsal işi olan cenaze töreninde bile, kişi bu düzene sıkı sıkıya bağlı kalır. Yalnızlığın yarattığı huzursuzluğu azaltmanın bir yolu olarak topluma katılmanın yanında, çağdaş yaşama düzeninde görülen bir etkeni daha incelemek gerekiyor: Çalışma düzeniyle eğlenme düzeninin etkisi. İnsan, “dokuzdan beşe” çalışan bir işçi, işgücünün ya da yazmanlarla yönetmenlerden oluşan yönetim ordusunun bir parçasıdır. Kendi isteğine göre seçebileceği şeyler çok azdır; görevleri, işin yönetmeliğiyle kararlaştırılmıştır; üst düzeyde çalışanlarla küçük işleri yapanlar arasında pek fazla ayrım yoktur. Hepsi yönetmeliğin kararlaştırdığı görevleri, kararlaştırılan bir hızla, kararlaştırılan yolda yürütürler. Duygular bile ısmarlamadır: Neşe, anlayış, güven, tutku, kimseyle çatışmadan geçinebilme. Böylesine zorlayıcı yollarla olmasa da eğlenme düzeni bile önceden belirlenmiştir. Kitapları kitap kulüpleri, filmleri filmcilerle sinemacılar ve bunların parayla yazdırdıkları reklâmlar kararlaştırır; bunlardan artakalanlar da tekdüzedir hep: Arabayla pazar gezintisi, televizyon saati, kâğıt oyunları, toplantılar. Doğumdan ölüme, pazartesiden pazartesiye, sabahtan akşama her şey sıraya dizilmiş, önceden belirlenmiştir. Böylesine düzenlenmiş sıralı işler ağına düşen kişi, insan olduğunu, tek bir birey olduğunu, umutları, umut kırıklıkları, üzüntüleri, korkuları, sevgi özlemi, hiçlik ve yalnızlık korkusuyla yaşama olanağının eline yalnız bir kez geçtiğini nasıl olur da unutmaz? Birliğe ermenin üçüncü yolu da sanatçı olarak ya da zanaatçı olarak yaratıcı eyleme girişmektir. Yaratıcı iş ne olursa olsun, yaratan kişi kendisini, dış evrenin bir parçası olan malzemesiyle bir tutar.  ” s.24

” Birlikte yaşayarak bir olmanın tersine, olgun sevgi kişinin bütünlüğünü, bireyselliğini yitirmeden birleşmesidir. Sevgi insanlarda etken bir güçtür; kişiyi öbür insanlardan ayıran, duvarları yıkan, onu öbür insanlarla birleştiren bir güç. Sevgi insanın ayrılık, yalnızlık duygularını yenmesine yardım eder; gene de kendisi olarak kalmasını, bütünlüğünü yitirmemesini sağlar. Sevgide iki varlığın bir olması, gene de iki ayrı varlık olarak kalabilmeleri ikilemi gerçekleşir. ” s.27

” Sevgi bir etkinliktir; edilgen bir olay değildir; bir şeyin içinde olmaktır, bir şeye kapılmak değildir. Sevginin etkin özelliği, en genel biçimde şöyle tanımlanabilir: Sevgi vermektir, almak değildir. … Vermek, almaktan daha çoşku vericidir; bir yoksunlaşma olmasından değil, verme eylemiyle canlılığımın ortaya dökülmesindendir bu.  ” s.29

” Sevgi, sevgi yaratan bir güçtür; güçsüzlük sevgi yaratamamaktır. ” s.31

” Kişi, uğrunda çalıştığı şeyleri sever, sevdiği şey için de emek harcar. … Seven insan yanıt verir.  ” s.33

” Sevdiğim kişinin büyüyüp gelişmesinin kendi yararına, kendine göre olmasını isterim, bana yararı dokunsun diye değil. Karşımdakini seviyorsam, kadın olsun, erkek olsun, onunla bir duyarım kendimi; ama o kişidir, benim işime yarayacak bir nesne değildir.” s. 34

” Sevildiğim için seviyorum! ” Büyüklerin sevgisi şu yoldan gider: “Sevdiğim için seviliyorum” der. Olgun sevgi, “Seni sevdiğim için sana gereksinmem var” der.s.45

Annenin işi, çocuğu yaşamda güvenli kılmak, babanınkiyse ona her şeyi öğretmek, içinde bulunduğu toplumun sorunlarıyla başa çıkabilmesi için çocuğa yol göstermektir. ” s.47

 Yalnız baba yanıyla severse sert ve şefkatsiz olacak, yalnız annelik yanıyla kalırsa yargılama gücünü yitirecektir; kendisinin de, başkalarının da gelişmesine engel olacaktır.  “ s.48

” Sevgi yalnız belli bir insana bağlılık değildir; bir tutumdur; kişinin yalnız bir sevgi nesnesine değil, bütünüyle dünyaya bağlılığını gösteren bir kişilik yapısıdır. Kişi yalnız bir tek insanı seviyor, başka her şeye karşı ilgisiz kalıyorsa, sevgisi sevgi değil, birlikte yaşamaya bağlılık ya da yaygınlaştırılmış bir bencilliktir. Gene de birçok kişi sevginin yetiye değil nesneye bağlı olarak geliştiğine inanır. Aslında bunlar, sevgililerinden başkasını sevmemeyi sevgilerinin derinliğine kanıt sayarlar. Bu, daha önce sözünü ettiğimiz o yanlış tutumla aynıdır. Sevginin bir etkinlik ve ruhsal güç olduğunu kavrayamazsa insan tek gerekli şeyin uygun nesneyi bulmak olduğunu, ondan sonra bütün sorunların kolayca çözülüvereceğini sanır. Bu tutum resim yapmak isteyen, ama resim sanatını öğreneceği yerde uygun nesneyi beklediğini söyleyen, nesneyi bulur bulmaz da resmi yapıvereceğini sanan kişinin durumuna benzetilir. Eğer birisini gerçekten seviyorsam herkesi severim, evreni severim, yaşamı severim. Başka birisine “Seni seviyorum” diyebilirsem, “Sende herkesi seviyorum, seninle bütün evreni seviyorum, sende kendimi seviyorum” diyebilmem gerekir. ” s.49

” Annelerin çoğu süt verirler, ama pek azı bal katabilir buna. Bal verebilmek için o kişinin yalnız “iyi bir anne” olmakla kalmaması, mutlu bir insan da olması gerekir- bu duruma ulaşan annelerin sayısı pek kabarık değildir. Annenin çocuk üzerindeki etkisi ne denli büyütülürse büyütülsün abartılmış sayılmaz. Annenin yaşam sevgisi de tıpkı huzursuzluğu gibi bulaşıcıdır. Her iki tutum da çocuğun kişiliğini çok derinden etkiler; gerçekten de büyükler gibi çocuklar arasında annelerinden yalnız “süt” emenlerle “sütle bal” emenleri ayırmak hiç de zor değildir. ” s.52

” Anne sevgisinin gerçekten başarılı olup olmadığı küçük bebeğe gösterdiği sevgide değil, büyümekte olan çocuğa gösterdiği sevgide değil, büyümekte olan çocuğa gösterdiği sevgide ortaya çıkar. ” s.53

” Cinsel sevgide ayrı olan iki kişi birleşir; anne sevgisindeyse bir olan iki kişi ayrılır. Anne, yalnız bu ayrılmaya katlanmakla kalmamalı, çocuğun kendisinden ayrılmasını istemeli, bunu desteklenmelidir. ” s.54

” İster başkaları kararlaştırsın, ister eşler kendileri seçsin, bir kez kuruldu mu, evlilikte sevginin sürekliliği istençle sağlanmalıdır. ” s.58

” Başkalarını sevmekle kendimizi sevmek birbirinin yerini alacak sevgiler değildir. Tersine başkalarını sevebilen herkeste kendisine karşı da sevgi vardır. ” s.61

” Çocuğa sevgi, neşe ve mutluluk aşılamanın, kendini seven bir anne tarafından sevilmekten daha iyi bir yolu olamaz. ” s.63

” ” kendisini ve başka herkesi aynı ölçüde seven insan büyük ve dürüst bir insandır.” ” s.64

” Herkes öbür insanlara olabileceği ölçüde yakın olmaya çalışırken her insan umutsuz bir yalnızlık içindedir; yalnızlığı giderilmedikçe kurtulamayacağı yoğun bir güvensizlik, huzursuzluk ve suçluluk duygusuna gömülür. ” s.83

” Hasta sevgiyi doğuran başlıca neden “sevgililer”den birinin ya da ikisinin birden anne ya da babaya bağlı kalması, bir zamanlar annesine ya da babasına karşı duyduklarını, onlardan umduklarını, korkularını, büyüdüğünde sevdiği kimseye aktarmasıdır. ” s.90

” Çağdaş insan ya geçmişte yaşar ya gelecekte; o anda yaşayamaz.  ” s.96

” Mutsuz bir evliliğe son verip vermemek sorunu ortaya çıktığı zaman da ana baba çocukları yuvasız bırakmamak için ayrılamadıklarıdır. Oysa, incelikli bir araştırma “yuva içindeki” gergin ve mutsuz havanın çocuğa, kesin bir ayrılmadan daha çok zararı dokunduğunu göstermektedir – bu ayrılma hiç değilse çocuklara insanın dayanılmaz ölçüde kötü bir durumu, gözüpek bir kararla sona erdirebileceğini öğretir.  ”  s.97

” İki insan birbirlerini varlıklarının özünden tanırlar, kendilerinden kaçmak şöyle dursun, kendilerini buldukları için olurlar. Sevginin varolduğuna bir tek kanıt vardır ancak; bağlılığın derinliği, seven kimselerin canlılığı ve güçlülüğü: Budur sevginin bulunduğunu gösteren meyve.  ” s.98

” Dünyayla ilgili çabalarımızın dayandığı ilkeler, ilgisizlik ve bilinçsizliktir (ikincisine çoğu zaman “bireycilik” ya da “kişisel girişim gücü” adı verilir. )” s.99

” Çağdaş insansa daha çok üç yaşında bir çocuğa benzer; gereksinmesi olduğu zaman baba diye bağırır; gereksinmesi yoksa, kendi oyununu oynamaya devam eder. ” s.99

” Çağdaş insan kendisini bir mal durumuna sokmuştur; kişilik pazarındaki yerini ve durumunu düşünerek yaşam güçlerini en yüksek kârı getirecek bir yatırım olarak görür. Kendisine, öbür insanlara ve doğaya yabancılaşmıştır. Başlıca amacı hünerlerini, bilgisini, kendisini, “kişilik paketi'”ni, alışverişin kendi istediği ölçüde dürüst ve kârlı olmasını isteyen biriyle değiş-tokuş etmektir. Yaşamın yükselmekten başka amacı, dürüst bir alışveriş yapmaktan öte bir ilkesi, tüketmekten başka bir doygunluğu yoktur. ” s.100

” Günümüzde insanların, dolayısıyla da bu kitabı okuyanların çoğunun bir şeyi “kendi kendilerine nasıl yapabilecekleri”ni gösteren bir reçete verilmesini beklemeleri, sorunu daha da güçleştirmektir. ” s.102

” Bir sanatın uygulanabilmesi her şeyden önce disiplin ister. Disiplin içinde yapmazsam hiçbir şeyi başaramam; “canımın istediği zaman” yaptığım her şey hoş ve oyalayıcı bir eğlence olabilir olsa olsa; hiçbir zaman o sanatın ustası olamam. ” s.103

” Bir sanatta usta olmak için o sanatın üstüne düşmek gerektiğini kanıtlamak gerekmez. Bir sanatı öğrenmeye kalkan herkes bilir bunu. ” s.104

” Son olarak, herhangi bir sanatı öğrenmek için gerekli olan koşullardan biri de, o sanatın elde edilmesine çok büyük bir ilgi‘yle yönelmektir.” s.104

” Tembellik etme isteği yaşamın sıkıcı tekdüzeliğine bir karşı çıkmadır. İnsan, enerjisini günde sekiz saat kendisine ilgilendirmeyen amaçlar peşinde, kendi istediği biçimde değil de işin temposunun çizdiği yolda harcamaya zorlandığı için başkaldırır; bu başkaldırma da çocukça bir kendini bırakma biçiminde olur. ” s.103

” Her şeyi -filmleri, içkiyi, bilgiyi- yutmaya hazır ve isteklisinizdir. ” s.103

” Çağdaş insan için sabretmek de disipline uymak ve bir şey üzerinde yoğunlaşmak ölçüsünde güçtür. ” s.104

” Disiplini öğrenmenin yolu nedir? … sabahları erken kalkmak, gereksiz zevklere kendini kaptırtmamak, çok çalışmak olacaktı. ” s.105

” Burada bir sanatı öğrenmenin temel koşullarıyla ilgili bir noktanın daha açıklanması gerekir. İnsan bir sanatı öğrenmeye doğrudan doğruya değil, dolaylı olarak başlar. Sanatın kendisini öğrenmeye girişmeden önce insanın bir yığın başka – görünüşte hiç de ilgili olmayan – şey öğrenmesi gerekir.  ” s.105

” disiplinin insana zorla dışardan kabul ettirilen bir kural olmaması, insanın kendi istencinden doğması çok önemlidir. ” s.106

” Yoğunlaşmayı öğrenmede en önemli adım insanın okumadan, radyo dinlemeden, sigara ya da içki içmeden kendi başına kalabilmesidir. ” s.106

” İnsan hiç değilse her sabah yirmi dakika (uygun olursa daha uzun süre) ve her akşam yatmadan önce belli bir süre böyle bir yoğunlaşma alıştırması yapmalıdır. ” s.107

” Kendini dinleme alıştırmasının dışında insan yaptığı her şeye kendini vermeyi öğrenmelidir; müzik dinlerken, kitap okurken, birisiyle konuşurken, bir yeri seyrederken… O anda yapılan iş tek önemli şey, insanın kendini bütünüyle verdiği bir şey olmalıdır.    ” s.107

” Yoğunlaşmak şu anda, burada, şimdi, iliklerine dek yaşamak, bir şeyi yapıyorken, ikimci bir şeyi düşünmemek demektir.  ” s.109

” Sevgiye ulaşabilmenin başlıca koşulu insanın narsizmini yenmesidir. ” s.112

” İnsan çabasının denendiği her alanda yaratıcı düşünme eylemi çoğunlukla “zihindeki görüntü” diyebileceğimiz şeyle başlar; bu da aslında daha önce yapılan sayısız incelemelerin, uzun düşünce ve gözlemlerin sonucunda doğar. ” s. 115

” Başka bir insana “inanmak” demek, onun temel davranışlarının, kişiliğinin özünün, sevgisinin güveniliri ve değişmez olduğundan emin olmak demektir. Bununla bir insanın fikir değiştirmeyeceğini söylemek istemiyorum; değiştirebilir elbette; ama temel davranışlar aynı kalır; örneğin o insanın yaşama ve insan onuruna duyduğu saygı kendisinin bir parçasıdır, değişmez. ” s.116

” Yaşamın karşımıza çıkardığı güçlükleri bize verilmemesi gereken haksız cezalar olarak göreceğimize, terslikleri, üzüntüleri yenmekle daha da güçleneceğimizi düşünmek de inanç ve gözüpeklik ister. İnancı ve gözüpekliği öğrenmek günlük yaşamdaki küçük şeylerle başlar. İlk adım insanın inancını ne zaman, nerede yitirdiğine dikkat etmesi, bu inancı yitirdiğini ne gibi akla uydurmalarla örtmeye çabaladığını görmeye çalışması, ne zaman korkaklık gösterdiğini, bu korkaklığını nasıl akla uydurduğunu anlamasıdır; her inanç yitikliğinin bizi nasıl zayıflattığını, gitgide artan bu zayıflığın da gene, kısır bir döngü gibi, nasıl yeni inanç yitikliklerine yol açtığını görmesidir. ” s.120

” Sevgi bir inanma işidir; inancı az olanın sevgisi de azdır. … şunu iyi biliyorum ki gerçekten inanmak isteyen kişi bunu bir çocuğun yürümeyi öğrendiği gibi öğrenebilir. ” s.120

” Eğer kişi, öbür konularda üretici değilse sevgide de üretici olamaz.  ” s.121

” Bugünki dizge içinde sevebilen kişiler üstün kişilerdir. ” s.124

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir