Gabriel Garcia Marquez – Aşk ve Öbür Cinler

Aşk ve Öbür Cinler, Nobel ödüllü usta yazar Gabriel Garcia Marquez’in çaresiz bir kızın aşkından ölmesi hikayesini anlatır. Kırmızı pazartesi de olduğu gibi bu kitabında da yazar gerçek hayatta karşılaştığı bir olayı büyükannesinin çocukluk yıllarında anlattığı bir olayla harmanlayıp kendi hikayesini ortaya çıkarmıştır. Gazetecilik yıllarında bir manastırın otele çevrilmesi sebebiyle taşınan mezarlık taşınma olayını haber çıkabilir düşüncesiyle manastıra gidiyor. Mezarların kazınması esnasında bir mezardan bakır renginde uzun çektikçe arkası gelen 22 metre 11 santim uzunluğunda gür saçlar çıkıyor. Mezarın kırılan parçalarından bu mezarın Sierva Maria de Todos los Angeles ismine ait olduğu öğreniliyor. Kadının soy ismi ise bulunamıyor. Marquez bu olay ile çocukluğunda büyükannesinin çocukluğunda anlattığı saçları oldukça uzun 12 yaşında köpek ısırmasıyla kuduz olan ve pek çok mucize gösterdikten sonra ölen kızın hikayesini birleştirince ortaya bu güzel eser çıkıyor. Kahramanların uzun isimleri (Cayetano Alcino del Espiritu Santo Delaura y Escudero ) ve arada dağılan anlatım sebebiyle bazen hikayeden kopulsa da yine başarılı bir Marquez kitabı olmuş. Kırmızı Pazartesi ile bir diğer benzer özelliği ise ikisinde de bitişin başlangıçta söyleniyor olması. Finali başta söylenmesi her iki kitapta da kitapta merak uyandırma hissinin diri kalmasını hiç olumsuz etkilemiyor.

Kahramanımız Sierva, mutsuz bir aile ortamında büyümüş, ailenin köleleri arasında çocukluğu geçen bir kız çocuğu. Bir gün -yine Kırmızı Pazartesi’de olduğu gibi- limana yanaşan gemi yüzünden oldukça kalabalıktır. Sierva’da on ikinci yaş günü kutlaması için yanında melez bir hizmetçiyle çıngırak almaya gider. Yolda o gün kendisiyle beraber dört kişiyi ısıran kuduz bir köpek tarafından ısırılır. Annesi başta bunu gizlemeye çalışsa da zamanla kızın kuduz olduğuna karar verilir. Babası kendisini iyi bir doktora muayene ettirince doktor bunun kuduz hastalığı olduğunu söylemek için yeterli delil olmadığını söylese de durumu günden güne daha da kötüye gider. Doktor Abrenuncio, manastıra götürmemesini tembihlese de babası  sonunda bir sabah kızını Manastıra götürür ve bu kızını son görüşüdür. Teşhis çabuk konulur. Kızının içine cinle kaçtığı söylenir. Ve tüm teşhisler bunun üzerinden ilerler.

” Manastırın içinde cin çarpmış bir kız çocuğunun bulunması, yepyeni bir serüven yaşamanın çekiciliğini taşıyordu. En katı rahibeler bile, ortalıktan çekilme saatinden sonra manastırın inziva bölümünden kaçıp ikili üçlü gruplar halinde Sierva Maria ile konuşmaya gidiyorlardı. Kız, onları önce tırnaklarını göstererek karşılamış, ama çok geçmeden her birini kendi huylarına ve her bir gecenin havasına göre idare etmeyi öğrenmişti. ”

Ta ki manastırdaki psikopos Sierva Maria ile Delaura’nın istemesine kadar. Delaura, psikoposun en çok güvendiği,  beraber kitap okuyup sohbetler ettiği en yakın arkadaşıdır. O günden sonra Delaura Sierva Maria’nın yanına gitmeye başlar. Yaralarını yavaş yavaş iyileştirir. Ancak Sierva Maria halen ona karşı tek bir şey söylemez. Üçüncü gidişinde Maria’ya karşı bir şeyler hissetmeye başladığını anlar. Bu arada Delaura Maria’nın kuduz olmadığını yaşadıklarının ailesiyle ilgili olduğunu anlamış ve günden güne ona olan bağlılığı artmış. Bunun farkına varan psikopos Delaura’yı görevden alır ve hastabakıclıkla cezalandırır. Fakat yine de gizli gizli Maria’nın yanına gelmeye devam eder. Maria ise şeytan kovma ayinleri için sık sık çağırılır. Saçları kesilir. Delaura bir defa  ön kapıdan girmeye çalışırken yakalanmış ve mahkemede mahkum edilmiştir. Delaura artık onun gelmeyeceğini anlamış. Şeytan kovma’nın altıncı ayinine katılması için almaya gelen gardiyan Sierva’nın aşkından öldüğünü ve saçlarının çıkmaya başladığını görür.

Şeytan kovma ayininin altıncı seansı için onu hazırlamak üzere içeri giren gardiyan, ışıl ışıl gözleri ve yeni doğmuş bebek teniyle onu yatağında aşkından ölmüş buldu. Tutam tutam güçlü saçları kazınmış kafasından sanki köpük köpük fışkırıyor, gitgide uzadığı gözle görülüyordu.

“Mutluluğun iyi edemediğini iyileştirecek ilaç yoktur.”

“Sierva Maria, şarkılarda dedikleri gibi, aşkın her şeyin üstesinden gelebileceğinin doğru olup olmadığını sordu ona. “Doğrudur,” diye yanıt verdi babası, “ama sen yine de inanmasan iyi olur.”

” Tanrının bizimle uğraşmasını gerektirecek kadar büyük günahlarımız da yok. ”

” Düşüncelerini kabullenecek olursanız, hiçbir deli, deli değildir.”

” Hayatta olmaktan korkarak yaşıyorum. ”

” Önemli olan senin inanmaman değil, Tanrının hâlâ sana inanıyor olması.”

” İnsan hiçbir zaman inancını tam olarak yitirmez,” diye karşılık verdi marki. “İçinde hep bir kuşku kalır. ”

” Zamanında gösterilen bir kuşkudan daha yararlı bir şey olamaz. ”

“ Düşman, bizim yanılgılarımızdan çok, zekâmızdan yararlanır.”

” Artık gözyaşı yok.” Ve Garcilaso’nun bir dizesiyle sözünü bağladı: “Yeter sizin için benim döktüklerim.”

durup baktığımda nasıl olduğuma
ve bana attırdığın o adımlara,
anlıyorum, bakınca ne olduğuma,
olabilirdim bundan kötü bin defa.

***
sonunda geldim işte ellerinize,
öyle sımsıkı sarılarak ölmeye
bırakmadınız acımı dindirmeye
çaresiz ne kadar yakınsam boş yere.

Leave a Comment