Güray Süngü – İnsanlığın Acayip Kısa Tarihi

Güray Süngü, anlatımı, anlattıkları ile kendine has bir yer oluşturmuş bir yazar. Güray Süngü okurken ben de oluşan duygu bazı kısımlarda olaylar grift bir hale gelse de konu dağılmış gibi görünse de sonda etkileyici bir yere varacağını hissediyorum. Bu etkileyici sonlardan birisi Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı’nın finaliydi. İnsanın acayip kısa tarihi kitabı da benzer şekilde hafızasını kaybetmiş bir Adem’in bir yerlerden bir yerlere gitmesini ve sonunda etkileyici bir sonla hikayenin toparlanması şeklinde noktalanıyor. Kahramanın hafıza kaybının gerekçesinin ne olduğu ile ilgili kitabı okurken doğru çıkarımlarda bulunabiliriz ama nasıl olduğu kısmını yazar finalde başarılı bir şekilde kurgulamış.

Kitap, hafızasını kaybetmiş birisinin otel odasında uyanmasıyla başlar. Aslında ilk bölümdeki tuhaf diyaloglar, ilginç anlatımlar kitabın farklı bir kitap olduğunu hissettiriyor. Benim için şimdiye kadar okuduğum Güray Süngü kitapları içerisinde en farklı olan kitaptı. Konu olarak hafızasını yitirmiş bir insanın hayatı ve kendisini hatırlama çabasını hikayenin merkezine yerleştirilmiş. Kitap acı, keder, kader kavramlarının üzerinden bir döngü oluşturuyor. Kitabın kahramanı olan adem oğlu Adem, adaşı olan ilk atasına kadar giderek benliğini, dolayısıyla kendini bulmayı umarak yaptığı yolculukta benliğinin vardığı son noktayı kavramış bir şanslı adem oğlu olarak karşımıza çıkıyor. Ve finalde hafıza kaybının gerekçesi güzel bir anlatımla okura sunuluyor.

Kitabın kenarlarına aldığım notları da kısaca aktarmak istiyorum. Resepsiyondaki ihtiyar ile konuşurken anlatımındaki bir kısımda pek de Güray Süngü üslubuna benzemeyen bir Üslup notu düşmüşüm. Birden fazla yerde Fenerbahçe kısmı var. Bir Fenerbahçe’li olarak bu kısımlar hoşuma gitti. 🙂 Kitabın ritmi başta çok hızlı başladı ama otuzlu sayfalarda biraz daha yavaşlayıp göstermeyle daha yavaş bir anlatıma geçildi. Güncel kavramlar, olaylar çoğu kez kullanılmış.

Sayfa 44’de yer alan bir kısım bana kitabın anlattığı şeyin bu olduğunu düşündürdü. O satırlar şöyleydi: ” “Tolumbadanda kale teee, hakinas,” dedi ihtiyar büyücü, ermiş,  rahip. Anladım yine ki; önce kimsin onu bulacaksın ki nerede olduğunu bulabilesin’di ”

” Adam, doğdu, yaşadı, çok acı çekti ve öldü. ” s.17

” Hakikat dediğin şey bu kadar eğilip bükülmez ki… ” s.23

” Huzurluyum diyorum da huzurlu filan değilim aslında, huzurlu olmakla ne alakası var. Vaziyetim aslında şu; huzursuz değilim. ” s.24

” Huzursuz değilim işte, bunu biliyorum. Sebebi de basit aslında. Kendi hakkımda bir şey bilmiyorum ki huzursuz olayım? İnsan kendisini tanımaya başladıkça huzursuzlukla tanışır, insan kendisini keşfederken acıya dokunur.” s.24

“Tora torta kombeee
Fero nonka hum zeee
Kalentaka lumumbus
Tanketana bun geee…”

“ Aklın ötesine geçtim sanarsın ki,
Orası kalbin berisidir
O gitmeden insanın başından
Nasıl kalbine döneceksin.”

s.44

“Belki de sana düşen, bulmak değil, aramaktır..”
“Neyi aramak?”
“Bulamayacağın şeyi?
“Bulamayacaksam niye arayayım?”
“Bulamamayı bulmak için.”
“Bulamamayı bulmak için aramama ne gerek var, aramasam zaten bulamamiş olurum.”
“Bulamayacağın şeyi ararken bulacağın şey belki de aramanın faziletidir öküz, laf dinle azıcık.” s.46

” Gerçek diye bir yalancı peygambere tabi olmuşsunuz siz. Gaybınız gitmiş.” s.58

” Bir kez yolculuğa alışan artık hep yolcudur. ” s.80

” Sen benden rahatsız olduğuna göre belki aradığın hakikat bendedir. ” s.89

” Elbette dönüştüm, zaman dönüştürür, değiştirir. Bir an önce ben hiçbir şeyden korkmam diyen, bir an sonra korkudan küle dönüşür. Nice güzel ben aşık olmam der de, ne aşık olması, aşk olur da çölde kuma dönüşür. Mutluluk bir kıvılcımla tükenir, acı bir tebessümle diner. İnsan değişmem dedikçe, değişerek insana dönüşür. Ben de dönüştüm. ” s.91

 

Leave a Comment