Güray Süngü- Kış Bahçesi

Kış bahçesi, Güray Süngü’nün Dördüncü Tekil Şahıs, Pencere’DEN, Düş Kesiği kitaplarından sonra 2011 yılında yayınlanan dördüncü kitabı ve romanı. Güray Süngü, bu dört romanın sonrasında bir süre öykü kitapları ile okurun karşısına çıkacaktır. Kış bahçesi, bu dört romanlık serinin anlatım olarak en yalın olduğunu düşündüğüm romanı. Dildeki sade anlatım kendisini kitabın konusunda da gösteriyor. Birbirinden bağımsız iki olay çerçevesinde akan kitap, diğer kitaplara oranla daha klasik anlatımla anlatılmış. Dil ve kurgudaki bu yalın anlatım sayesinde olayları çözmemiz daha kolay oluyor. Bir Güray Süngü okuru olarak kurgu ve anlatımdaki bu yalınlık beni şaşırtsa da okumaktan keyif aldım açıkçası 🙂 Bu anlatımın benim için güzel bir yanı da muhabbetini, sohbetini çok sevdiğim Güray Süngü’nün konuşmalarımızdaki gibi fikirlerini, düşüncelerini okuduğumu hissediyordum. (Buraya bunların kahramanın düşünceleri olduğunu, yazarla birebir ilişki kurmanın doğru olmayacağının bilincinde olduğumu da eklemeliyim 🙂 )

Kitap iki kahramanın olayları çerçevesinde gelişiyor. Bir tanesi kitap yazarı olan Aziz Çalışkan; diğer kahraman ise kendisini, yalnızlığını keşfettikten sonra İstanbul’a geri dönen Harun’un hikayesi. Aziz Çalışkan üç kitabı olup yeni kitabına çalışan genç bir yazar. İşi bırakmış, kitabını yazmaya çalışan Aziz Çalışkan bir iş adamı tarafından kızını takip etmesi talebiyle işe alınır. Aziz, başta hevesli değildir böyle bir takibe ama kabul eder. Ve günleri sıradan bir şekilde geçen Derya’yı takip edip notlarını da posta kutusuna bırakır. Babasının çalışanları buradan notları alır. Bir süre sonra Derya, Aziz Çalışkan’ın evine gelir ve aralarında bir dostluk başlar. Derya, Hocam dediği Aziz Çalışkan’ın iyi bir okurudur. Kendisinin de yazdığı metinler vardır. Zaman ilerleyince kendi metinlerini de Aziz’e verir. Aziz metinleri kötü bulur. Bir yandan da babasının kızını takip ettirmesindeki gerekçeyi sürekli düşünür. En sonunda Derya anlatıverir her şeyi. Kendisini ölümsüzleştirmek için Aziz Çalışkan’ı seçtiklerini. Oysa Aziz Çalışkan kitabın başında sayfa ondokuzda ” Ölümsüz olmak için gereken kelimeler, içinizden çıkmak için sizin çabanıza ihtiyaç duyar ” der.

Kitabın diğer kahramanı ise yukarıdaki olaydan bağımsız süre giden ve kitabın sonunda aralarındaki bağı öğrendiğimiz Harun. Harun, mutsuz bir evliliği olan ilkokuldayken bir gün ailesiyle İstanbul’dan memleketine dönmüş ve seneler sonra kendisini aramak için ellili yaşlarında İstanbul’a dönmüş bir kahraman. Başlarda Harun’un ilk okuldaki iki ikiz arkadaşını bulmak için geldiğini düşünsek de asıl geliş sebebinin bir bahçede farkettiği çocuk yalnızlığını bulmak olduğunu öğreniyoruz. Yazarın yalnızlığı keşfetme kısmı oldukça etkili bir bölümdür.  Aynı zamanda oldukça duygu yüklü bir kahramandır Harun.  ” Yatağa oturdu. Neyse ki sıcak diye mırıldandı. Sözü biter bitmez yaş boşandı gözlerinden, tutmadı kendisini. Hıçkıra hıçkıra ağladı. Elli küsür yaşında bir adam, neden ağlar ki böyle. ” s.70

Harun’la ilgili finalde adım adım işlenen son karşılar bizi. Ve bununla beraber merakla anlamaya çalıştığımız Harun ile Aziz Çalışkan ilişkisini öğrenmiş oluruz. Bu ilişki daha sağlam örülmüş olabilirdi diye düşünmüştüm. Harun’un Aziz tarafından oluşturulmuş bir karakter olabileceği gibi düşünceler de geldi aklıma ama bunlar aşırı yorum olabilir diye düşündüm. Ama en azından ucu açık kalmaması da güzel oldu.

” Hiç tanımadığınız bir adamı zor durumda bırakmamak için buraya kadar geldiğinize göre çok iyi bir adam olmalısınız. ”  s.15

” Beklentisizlik diye bir şey varsa, bu, insanı güçlü kılıyordu.   ” s.17

” Seni öyle bir affederim ki, utancından ölürsün. ” s.20

” Denize bakarak simit yedim bir tane. Güzeldi bu şehir, bunu becerebilirsen sana verecek çok şeyi vardı. ” s.35

” Bazı şeyleri güzel yapan, kusurlarıdır.” s. 43

” Umudunu kaybettikten sonra insan kararırdı, kararan hiçbir şey de ışığı yansıtmazdı.  ” s.171

” İnsanın kalbiyle oyun olmaz ” s.174

” Az ya da çok, önemli değil. Sevgi, içine insanın kendisini de ektiği bir topraktır. Yeşerince, yalnızca sevgi değil, insanın kendisi de yeşerir. Solunca yalnız sevgi değil, insanın kendisi de solar. ” s.186

” Neyi kaybettiğini hatırla. Kaybettiğin ne yeteneğin, ne de sevgilin. Sen ciddiyetini kaybettin. ” s.217

” İnsan su gibiydi, dolduğu kabın şeklini alıyordu. ” s. 223

” Oluşumunda bizzat bulunmadığı dünyada pek şansı yoktur insanın. Dünya yerine, çevre mi denir, eş, dost, arkadaş, sürmekte olan yaşam. Nihayetinde sayılı gün çabuk geçti ve mezun edildi okuldan ” s.223

” Bazı insanların kalbi çatlaklarla doludur. Yaşananların pek önemi yoktur, o çatlakların kapanması için olması gerekenler olmadığı müddetçe, yaşanan her şey o çatlakları büyütür. ” s. 224

” Hiç kimse hayatından memnun değildir, her şeyin daha iyisini hak etmektedir ve bu düşünce insanı asabi ve mutsuz kılar, tahammül yetisini köreltir. ” s. 225

” Harun yalnızlaşmadı okudukç. Yalnızlığının farkına vardı olsa olsa. Daha önce adını koymadığı, avluda dolaştığını görmediği, varlığından bihaber olduğu küçük ve çirkin bir çocuktu yalnızlık.  ” s.227

” İnsanın yalnızlığıyla barışması ve onu sevmesi iyi bir şey değildi. ” s.229

” Sevmek bile öğrenilir. ” s.258

” İnsanların akıllı ya da aptal olmaları beni ilgilendirmiyor artık. Bir şeye inanıp inanmadıklarına bakıyorum. Kalplerinde et ve kandan başka bir şey olup olmadığına bakıyorum. ” s.270

” Şaşırmak iyidir elbet ama şaşkına dönmek iyi değildir. İncedir farklar ve incelik de her zaman iyi değildir. ” s. 275

” Gidecek olanlar, konuşmazlardı, yalnızca giderlerdi. O halde gidecekti Ahmet.  ” s. 278

 

Leave a Comment