Güray Süngü – Mehmet’i Sakatlayan Serçe Parmağı

Mehmet’i Saklayan Serçe Parmağı kitabını , geçen sene yayınlandığı zaman okumuş, ancak bir türlü hakkındaki yazıyı taslak olmaktan çıkaramamıştım. Sebebiyse hep taslağın eksik görünmesiydi. Hem bu yazıyı taslaktan çıkarmak hem de kitabı anımsamak için geçen ay kitabı tekrar okudum. Gözden kaçırdığım kısımları görme ve kullanılan teknikleri farketme açısından ikinci okuma oldukça faydalı oldu. Kitabın yazarı benim için oldukça kıymetli biri: Güray Süngü. Belki de bu yüzden taslak olarak kaldı bu kitap böyle 🙂 Neden Güray Süngü kitapları hakkında yazmanın zor olduğunu daha önceki bir yazıda paylaşmıştım. Tekrara düşmemek adına aynı şeyleri söylemeden kitabımıza geçelim 🙂

Öncelikle gerek ismi gerekse kapaktaki başarılı serçe çizimiyle ilgi çeken bir kitap. Sayfalarda el yazımı günlük, çizimler, müzik aleti çizimleri gibi  kitabı farklı kılan bir çok içerik var. Kitap üç ana karakter etrafında dönüyor:  Mehmet, Mehmet’in Babası (Günlüğü) ve Çiğdem.  Bu üç karakterin parçaları bile başlı başına kitap olabilecek zenginlikte. Mehmet’in babası karakteri bazen Aziz Bey’i hatırlattı 🙂 Çiğdem ise yaralı. İkisi arasında kalmış bir kahraman Mehmet. İkisinin hikayesi de Mehmet’le bağlantılı olacak kadar hikayeye dahil oluyor. Bu üç karakterin parçalı, geçişli hikayesi  kitabın sonuna doğru bütünleşiyor. Ve bütünleşince  kitap daha bir güzel hale geliyor. Güray Süngü romanlarında -yanlış da olabilir- başlangıçta bir netlik yok; sabredemeyip, emek vermeyenin ilk başlarda karışık diyeceği bir üslup var gibi. Kitap bittiğindeyse bir bütünlük. Ama yine gözönüne serilen de değil de parçaları açığa çıkan bir bütünlük.

Roman üç katmanlı formdan oluşuyor: 1. El yazısı ile aktarılan babanın günlüğü. 2. İkna odalarının anlatıldığı sayıklamalar. 3. Mehmet’in üniversite maceraları. Günlükler babasının dilinden, ikna odaları Çiğdem’in hayallemelerinden ve Mehmet’in maceraları anlatıcının dilinden anlatılıyor. Bu anlatımlarda kullanılan tekniklerin hikayeye katkısı da oldukça fazla. İkna kelimesinin ikna şeklinde yazılması, bazı yerlerde büyüyen fontlar, Çiğdem’in küçük fontta yazılması günlükteki bazı kullanımlar hikayeye farklı bir hava katıyor. Kitap kullanılan teknikler bakımından bir ders kitabı nitelik ve zenginliğinde.  Farklı teknikler, farklı dil, yazı türleri kullanılıyor. Font büyüklüklerinin anlamı, üstü çizili kelimeler vb. yazım şekilleriyle bir çok farklı yazım var.  Şiirler, tiyatral anlatımlar, notalar ile parçalardan oluşan güzel bir karışım, güzel bir sanat eseri. Güray Süngü’nün yalın, duygunun en saf haliyle karşılaşıyoruz bazı cümlelerde. ” ” Bestelerim var benim.” Bunu söylerken, babasının yüzündeki ifade. Bunun için ölünür. Hayır bunun için yaşanır. Yaşanır bunun için, bu yaşatır insanı.” Güray Süngü’yü tanıyan birisi olarak işte tam da bu cümleler gibi saf ve sahicidir konuşmaları.

Kitapta Mehmet’in sakat halini görsek de babası oldukça naif, sevilesi bir karakter. Babasının zarifliğine dair şu satırları da buraya not edelim : Babasının kendinden bahsettiği bölüm. s.21 (günlük) ” Bir roman geçti elime. Genç bir adamın tükenişini anlatıyordu. Genç adam bana o kadar benziyordu ki. Gençliğime yani. Vardı böyle bir zaman. Oradan aldım bunu. Başka yerlerinde altını çizdim. Olağanüstü bir roman değildi gerçi. Yara da olağanüstü bir şey değildir gerçi. ” Mehmet de babasının bu zarifliğinin farkında. “Saklamana gerek yok ki hem, ben bilmiyor muyum seni, senin ince ve zarif bir adam olduğunu. ” s.29

Bir çok şeyden bahsettik ama kitabın hikayesinden bahsetmedik. Mehmet, üniversite okuyan, aniden kavgacı olabilen, kafasına eseni yapan bir kahraman. Üniversite’deki günleri anlatılır. Çiğdem ise üniversitede tanıştığı kız. Çiğdem başörtüsünden dolayı ikna odalarında ikna edilmek istenen bir öğrenci. İkisi sevgili olur ama bir türlü olmayacak gibi bir ilişkidir. Ve en sonunda bir ayrılık olur. Ama sonunda beni heyecanlandıran kısmı söylemeden babasının hikayesine geçeceğim. Babası eşi ve kendi babası tarafından hor görülen, hor görüldüğü için onlardan ayrılan besteler yapan ince ve zarif bir insan. Oğluyla çok kısa bir dönem geçirmiş ve sonrasında dedesi Mehmet’i geri almıştır. Ölümünün anlatıldığı kısım ise bir tirad sahnesi gibidir.

Uzun süredir taslaklarda bekleyen bu güzel kitabın alıntılarla noktalayalım.

Güray Süngü okuyalım, okutalım.

” Biz şimdi seni ikna edeceğiz. Biz ikna edeceğiz şimdi seni. Biz seni ikna edeceğiz şimdi. Biz şimdi ikna edeceğiz seni. ” s.9

” Olur böyle.  Birileri gülsün diye ağlar birileri .” s.13

” Sen çok güzelsin …

Biliyorum dedi …

Nereden biliyorsun …

O gülümsedi kar gibi.

Çünkü seviyorum ben, dedi,

seni, dedi.

Seven güzeldir.” s.19

” Siz aşkı en çok haram diye ondan uzak duran gençlere sorun. ” s.35

” Kirpi gibisin çocuk,

her tarafın diken,

kim elini uzatsa delik, deşik,

üstelik sen de kan içindesin ” s.192

” Dışarıya akmayan gözyaşı içeriye akar. İçeriye akarsa içeriyi zehirler. Çürütür insanı. Dışarıya akan gözyaşı, içini yıkar, temizler insanı.  ” s.194

“Faruk kimi sevdin?
Onu.
Ne yaptı da sevdin?
Bir şey yapmadı.
Sana bir şey dedi mi?
Demedi.
Sana baktı mı?
Bakmadı.
Seni gördü mü hiç?
Görmedi.
Konuştu mu hiç seninle?
Konuşmadı.
Sesini duydun mu hiç Faruk?
Duymadım, güzeldi.
O senin sesini duydu mu?
Duymadı.
Nasıl sevdin o zaman Faruk?
Çok sevdim hocam. Allah affetsin çok sevdim.”

Leave a Comment