Hasan Ali Toptaş – Sonsuzluğa Nokta

Sonsuzluğa Nokta, Hasan Ali Toptaş’ın ilk yayınlanan kitabı. Bin Hüzünlü Haz gibi bu kitabın ismi de karşıtlığı içerinde barındırıyor. Bin Hüzünlü Haz, Gölgesizler, Ben Bir Gürgen Dalıyım ve Kuşlar Yasına Gider kitaplarından sonra okuduğum beşinci kitabı. Ben Bir Gürgen Dalıyım kitabını – ki masalımsı bir kitaptır- hariç tutarsak diğer kitaplarında bir yalnız olma durumu, bir ait olamama, eksiklik hali dikkat çeker. Belki de bu yüzden kendisine Doğu’nun Kafka’sı şeklinde benzetmeler yapılır.

Bin Hüzünlü Haz ve Gölgesizler’in aksine bu kitapta daha belirgin bir hikaye vardır. Kahramanımız bir kaza sonucu yatağa bağlı kalmış bir hayat sürmektedir. Yatağa bağlı kalmanın zorluğu şu şekilde aktarılır:”Hangisi zor? Hangisi daha acı? Toprağın altındaki ölüm mü, üstündeki ölüm mü?” Geçmiş-şimdiki zaman çizelgesinde aktarımlar yapan yazar karışık bir kurgu ile olayları anlatır. İsmini kitabın ortalarına doğru öğrendiğimiz Bedran köyde kasabada kendisine bir hayat oluşturmak yerine kaçarcasına kente gelir.  Kentte bir bodrum katında arkadaşlarıyla yaşamaya başlayan Bedran uzun süre iş bulamadan, bir yabancılaşma yaşar. Kitap bodrumlarda yaşayanların hikayesini anlatıyor gibi. Mekan olarak genelde bodrum kullanılmış. Uzun süreden sonra iş bulunca da bodrumdan taşınır. Bundan sonra bir kaç işte çalışır. Dikkat çeken bir taraf ise kızlarla yaşadığı  ilişkileri. Yazarın burada hikaye ve kitaba bir katkısı olmadığını düşündüğüm ilişki kısımları da var. Eşinin bu ilişkileri arasından birisi olacağını düşünürken kitabın sonlarına doğru karısının bambaşka birisi olduğunu öğreniriz. Kitap boyunca dikkat çeken bir diğer ilişki ise baba-oğul ilişkisidir. Babanın değişik ruh hali, şöförlük olan bağını öğreniriz. Ve son zamanlarında artık uyuklayan babanın uyandırıcısı oğlu Bedran olmuştur. Ve seneler sonra Bedran’ın yaşayacağı kazanın hayal ettiği babası ile ilişkisinden dolayı olması kitabı farklı bir boyuta taşıyor.

— spoiler —

Kazanın sebebini son bölümde öğreniriz. Şöförlük yapmaya başlayan Bedran kaza yerine gideceği bir yolculukta yanına çocuğu alır ve yan koltuğunda oturan çocuk ile kendisini babasıyla kendisine benzetir. Ve çocuğa aracı sürmesini teklif eder.

— spoiler —

 İlginç olan karakter kitabın son bölümlerinde ayağa kalkar odalarda dolaşır ve bir silahı da alarak tekrardan yatağına döner. Silahı yastığının altına koyarak eşinin gelmesini bekler. Ama eşi gelmez. Bedran’ın hikayesi yatağından  kalkmak yerine “Artık kimi vuracağımı bilemiyorum” diyerek sonlanır.

Kitapta dikkatimi çeken bölümlerden bir tanesi de evimize aldığımız eşyalar ile ruh halimiz arasında kurulan bağdı. Evlendiklerinde eve neredeyse hiç eşya almamalarına rağmen zaman geçtikçe Bedran’ın eşi daha çok eşya almaya başlar. Ve yazar şu şekilde ifade ediyor : ”eve sürekli eşyalar alınır olmuştu. şüphesiz ki bu eşyalar evliliğimizdeki ve ruhundaki gedikleri kapatmak içindi.”

” İnsanlar isterlerse her şeyi, ama hemen her şeyi bir tür silaha dönüştürebilirlerdi. ” s.12

bir şeylerin eksik olmasını eşyalarla kapatan eşinin durumundan şu şekilde bahsediyor. ” Kuşkusuz, aldığı her eşya onun içindeki bir gediği kapatıyordu ve kim bilir ne zaman açılmıştı o gedikler, kimler açmıştı, nasıl açmıştı ve kim bilir kaç yıldan bu yana serin rüzgarlar geçiyordu oralardan ? ”  s.35

“insanın bir şeyler yapabilmesi, nelere bağlı olduğuyla doğrudan ilintilidir. ” s.65

” Daha işe başladığım an, işsiz kalır mıyım endişesi bütün davranışlarıma, tenime, hatta soluk alıp verişime çoktan sinmişti ve çalıştırılan insanların ezikliği, gözbebeklerimin ortasında, herhâlde ikinci bir gözbebeği gibi giderek büyüyordu. ” s.145

“İnsanı, insan eksiltir, nasıl çoğaltırsa..”

Leave a Comment