Hermann Hesse – Knulp

Knulp, Hermann Hesse’nin yaşamını hikayeleştiren bir yolculuk kitabı. Yaklaşık iki buçuk yıl önce okumuş olduğum bu kitap için taslak yazısını oluşturmuş ancak yazıyı yazmadan bırakmıştım. Hatırladığım kadarıyla beğendiğim bu kitabın yazısının eksik olmasını istemediğim için tekrardan okumaya karar verdim. Okudukça neden kitabı güzel hatırladığımı bir kez daha anladım. Bazı karakterler kitabın ötesine geçer. Kendileri var olmaya başlar. Raskolnikov öyledir. Raif efendi böyledir. Knulp da benzer bir karakterdir. Bir yolculuk, bir aşkın insanın hayatını ne denli değiştireceğini anlatan güzel bir kitap Knulp. Hermann Hesse’nin okuduğum üç kitabı da yolculuk üzerinedir. Doğu’ya Yolculuk, Siddharta ve Knulp üçü de yolculuğu esas alan bir kitap.

Önsöz’den ifade edecek olursak; Knulp, “ acısını taşıyan, hiçbir yerde duramayan, her yeri kendine yurt edinmiş, ama hiçbir yerde yurdunu bulamayan, gündelik kentsoylu yaşamının dışında kalmış, huzursuzluktan ve kendi gönlünün isteklerinden başka hiçbir şeye bağlanamamış, yalnızca kendi öz yaşamını yaşamış ve kendi öz ölümüyle ölmüş bir gezginin, bir serserinin yaşamı betimlenmektedir .” Oldukça kibar ve naif biri. Bir çok yeri biliyor; bir çok meslek erbabı ile mesleğini konuşabiliyor. “Yalnızca canı istediği ve keyfi olduğu zaman çalışan, ama yaptığı işi özenerek ve keyifle yapan bir insan gibi işini esaslı, temiz ve kolayca yapıyordu. ”

Genel bir kabul görmüş, her ne kadar görenler düzenli bir hayatı olmasının iyi olacağını düşündüğünü söyleseler de gizliden gizliye de gıpta edilen, herkesçe sevilen bir yolcu Knulp. “ bütün jandarmalar kendisine karşı iyi niyet beslemeseydi, elbette bu güzel yaşam şiirini böyle rahat rahat sürdürmek mutluluğuna erişemezdi.  … Her yanda saygın dostları vardı. Böylece her gittiği yerde elini kolunu sallaya sallaya dolaşıyordu. Görkemli ve efendice sürdürdüğü işsiz varlığıyla, iyi döşenmiş bir evde, çalışkan ve kaygılı insanlar arasında, hiçbir şeyle ilgilenmeden, tasasız ve kibar dolaşan, herkesin de hoş görüp katlandığı güzel bir kediye benziyordu. ”

Kitabın ilerleyen sayfalarında öğreniyoruz ki Knulp’u bu hayat şekline dönüştüren şeyin bir aşktan kaynaklandığını görüyoruz. Bir aşk hikayesi tüm ömrü belirliyor. İyi bir öğrenciyken aşık olduğu bir kızın onun gibi üst düzey bir okulda okuyan birisinin yerine daha alt seviye bir okulda okuyup çalışan bir erkeği sevgilisi olarak göreceğini söylemesi üzerine tüm hayatı değişir. Önce okulunu terk eder. Sonrasında kızdan beklediği ilgiyi görmez. Ancak bu yolda devam eder.

” “ Ya o kız?” diye sordu Machold. “Evet, acı olan yan da bu. Bütün bunlara karşın benim sevgilim olmadı. Ara sıra kardeşiyle evlerine gitmeye başladığımdan beri, sanki şimdi eskisinden daha değersizmişim gibi, bana daha kötü davranmaya başladı. ” ”

Kendi şiirleri de bulunan Hermann Hesse’nin bu kitabında bir de karaktere yazdırdığı şiiri var.

“ Sis basınca,
Kuruyup gider bütün çiçekler.
İnsanlar da ölürler,
Mezarlara konurlar.
İnsanlar da çiçektir,
Bahara ulaşınca yeniden doğarlar,
Sonra da artık hiç hastalanmazlar,
Her şeyleri bağışlanır. ”

Kitabın bir başka dikkat çeken yönü de son bölümde Knulp’un hayatı ile ilgili Tanrı ile karşılıklı bir konuşması var. Bu bölümde oldukça güzel bir bölümdür.

“ Eh artık hoşnut ol” dedi Tanrı, “yakınmanın ne yararı var? Bütün olup bitenler iyi ve doğruydu ve hiçbiri de başka türlü olamazdı. Bunu gerçekten göremiyor musun?Acaba şimdi bir beyefendi ya da bir sanatın ustası olmayı, karın ve çocukların olmasını, akşamları da evine gidip haftalık gazeteni okumayı ister miydin? Böyle olsaydı yine hemen oradan kaçıp ormanda tilkilerle uyumaya, kuşlara ökse kurmaya, kertenkeleleri evcilleştirmeye kalkışmayacak mıydın?”  ”

“ Çünkü ciğerlerim çok kötü. Buna karşı bir şey biliyor musun?” “Evinde kalsaydın ya dostum, doğru dürüst çalışsaydın, karın çocukların olsaydı, her akşam yatağında yatsaydın belki de başka türlü olurdun. Neyse, bunun için ne düşündüğümü eskiden de bilirsin. Ama artık yapacak bir şey yok. Gerçekten o kadar kötü müsün?” “Ah, bilmiyorum, ya da pekâlâ biliyorum. Her gün biraz daha tepetakla gidiyor ve her gün biraz daha kötüleşiyorum. Biliyor musun, böyle olunca, yapayalnız, kendi kendine olmak, kimseye yük olmamak bir yandan da çok iyi.”

“ Fakat kafasının içinde kendisini, birkaç gündür olduğu gibi, şimdi de yine sevgili Tanrı’nın karşısında buluyor, durmadan onunla konuşuyordu. Hiç korku duymuyordu; Tanrı’nın bize bir şey yapamayacağını biliyordu. Ama ikisi, Tanrı ve Knulp, yaşamının amaçsızlığını, bu yaşamı başka türlü nasıl yaşayabilirdi, neden şu ya da bu, şöyle ya da böyle oldu da başka türlü olamadı diye konuşuyorlardı. “Olanlar o zaman oldu” diye üsteliyordu Knulp sürekli, “o zaman, daha on dört yaşımdayken, Franziska bana oyun oynadığı zaman. O zaman daha her şey olabilirdim. Sonra içimde bir şey kırıldı ya da bozuldu. İşte o zamandan bu yana hiçbir işe yaramaz oldum… Bırak, bırak; yanlış yalnızca şurada oldu, sen benim on dört yaşımdayken canımı almadın! Öyle olsaydı, benim yaşamım da olgun bir elma gibi güzel ve eksiksiz olurdu.” Sevgili Tanrı ise boyuna gülümsüyor, zaman zaman da yüzü kar tipisi içinde tümüyle yitiyordu. “Aman Knulp” diyordu onu azarlayarak, “delikanlılık çağını bir düşün, Odenwald’deki yazı, Laechstetten’de geçirdiğin zamanı bir düşün! Orada bir ceylan gibi dans etmemiş miydin, tatlı yaşamın bütün eklemlerinde titrediğini duymamış mıydın? Kızların gözlerinden yaş getirecek kadar şarkı söyleyip armonika çalmaz mıydın? Bauerswil’deki pazarları anımsamıyor musun? İlk sevgilini, Henriette’yi? Bütün bunlar hiçbir şey değil miydi?” Knulp düşünceye dalmıştı. Gençliğinin sevinçleri, uzak dağ ateşleri gibi loş bir güzellikle parlıyor, bal ve şarap gibi ağır ve tatlı kokuyor, yeni başlamış ilkyaz gecelerinin ılık rüzgârları gibi derin bir uyumla ses veriyorlardı. “Ulu Tanrım, evet güzeldi, sevinç de güzeldi, yas da güzeldi. Bugünleri yaşamamış olsaydım, her yaşamadığım güne çok, çok yazık olurdu! ” ”

“ İnsanların aptallıkları görülebilirdi, onlara gülünür ya da acınırdı; ancak onları gittikleri yolda özgür bırakmak gerekirdi. ”

“ Bak, ben yaşamımda iki kez âşık oldum. Hem de adamakıllı. Her ikisinde de bunun sonsuza kadar süreceğine, ancak ölümle sona erebileceğine inanmıştım. Her ikisi de sona erdi ve ben ölmedim. Memleketimde bir de arkadaş edinmiştim. Yaşadığımız sürece ayrılabileceğimizi bir an olsun düşünmedim. Ama ayrıldık. Hem de uzun zaman önce.  ”

“ Güzel bir şey sonsuza kadar aynı kalacak olsaydı, bu beni belki hoşnut ederdi; ama onu daha soğuk seyrederdim. ”

“ Knulp derdi ki: “Herkesin ruhu kendinindir. Kimse ruhunu başka bir ruhla karıştıramaz. İki kişi buluşabilir, birbiriyle konuşabilir, birlikte olabilir; ama ruhları çiçekler gibidir, her biri kendi bulunduğu yere kök salmıştır, hiçbiri öbürüne varamaz; varmak isterse kökünden kopması gerekir. Bunu da yapamaz. Çiçekler kokularını ve tohumlarını çevreye saçarlar; çünkü birbirlerine ulaşmak isterler; ama bir tohumun konması gereken yere varması için çiçek bir şey yapamaz, bu rüzgârın işidir, o nasıl isterse, nereden isterse öylece gelir, eser, gider. ”

“ Bir baba çocuğuna burnunu, gözlerini, hatta aklını bırakabilir, ama ruhunu veremez. Ruh her insanda yenidir.”

“ Eğer düşüncelerinde ve yaptıklarında gerçekten ciddiyse, her insan azizdir. İnsan doğru bildiğini yapmalıdır. ”

“ İnsan yaşlansa bile, alıştığı şeylerden vazgeçemiyor. ”

“ Neyin var, biliyor musun?” diye sordu Machold muayenesinin sonunda. Bunu pek kolayca ve hiç önemsemeyerek sormuştu, bundan dolayı da Knulp kendisine minnet duymuştu. Evet, biliyorum Machold. İnce hastalık. Hem şunu da biliyorum ki, artık çok sürmeyecek. ”

“ Başka türlü olması için bugün bile sağ elimi verirdim. ”

Çok vurucu bir cümle. Bir defa yolundan çıkmıştı hayatı ve geri dönmek için her şeyi feda edebilirdi ama fayda etmezdi

“ Kısa bir soruşturmadan sonra Franziska’nın artık yaşamadığını öğrenince de her şey soldu ve ona öyle geldi ki, buraya kadar yalnızca onun için gelmişti. Hayır, burada böyle sokaklarda, bahçeler arasında sürtmenin, tanıyanların kendisine acımayla karışık şakalar yapmasını dinlemenin hiçbir anlamı yoktu. Daracık Posta Sokağı’nda ansızın başhekime raslayınca birdenbire, yukarda, sayrılar evinde ”

Ve dönüp dolaşıp hastalıktan sonra Knulp doğduğu topraklara, sevdiği kızın olduğu yere geri döner.

“ Bütün uzun, sıkıntılı, yararsız yollar boyunca, sert bir dikenliğin içine düşmüş gibi, hep ziyan olmuş ömrünün kargaşası içine, hiçbir anlam ve avuntu bulamadan, gittikçe daha derinden saplanmıştı. ”

“ilkyaz gecelerinin ılık rüzgârları gibi derin bir uyumla ses veriyorlardı. “Ulu Tanrım, evet güzeldi, sevinç de güzeldi, yas da güzeldi. Bugünleri yaşamamış olsaydım, her yaşamadığım güne çok, çok yazık olurdu!  ”

 

COMMENTS

  • Kajuh

    Alıntılarınız çok başarılı hem karakteri merak ettirip, hem de kitap hakkında doyurucu bilgiler vermekte. Ilgimi çekti,en kısa sürede okuyacağım.

Leave a Comment