Italo Calvino – Palomar

Palomar’da bir kişiliğin adım adım ilerleyişini anlatıyor Italo Calvino.  Palomar’ın hikayesinin iki cümleyle özetlenebileceğini söyleyen Calvino bu iki cümleyi şöyle kuruyor: “ Bir adam adım adım bilgeliğe ulaşmak için yürüyüşe çıkıyor. Halâ varamadı.  ”

Calvino kitabı tasarlarken kahramanının ismini Kalifroniya’daki ünlü gözlemevi Mount Palomar’dan alıyor. Kitap kahramanının ince gözlemleri ismiyle bütünlük sağlayan doğru bir seçim olmuş. Palomar, doğa ve nesneler üzerinden çıkarımlar yapmaya, anlamlandırmaya çalışıyor.  Doğa için düşündüğü her şeyi evrene ve insana uygulamayı deniyor. Calvino betinlemelerle ifade ettiği bu çıkarımların sonucunda derin düşünce haline geçiyor. Anlam verdiği nesneleri insan-ben-a uyarlamaya çalışıyor. Kitap Palomar’ın Dinlencesi, Palomar Kentte ve Palomar’ın Suskunlukları şeklinde üç bölümden ve bu bölümlerde kısa denemelerden oluşuyor.

İlk bölümdeki bir denemede sahilde gezen Palomar bir yanlış öngörüden dolayı bir kadının kendisine karşı olan davranışından  “ Bir yanlış ahlak geleneğinin ölü ağırlığının, en aydınlık niyetlerin hak ettikleri gibi değerlendirilmelerini engellediği  ” sonucuna varıyor. Bazı yanlış ön yargılar bizi doğrudan alıkoyuyor. Peynir Müzesi isimli denemesinde ise peynir almak için gittiği yerdeki peynirlere odaklanır, şekilleri ve özellikleriyle alakadar olur. Ancak sıra kendisine geldiğinde dalgınlıktan dolayı siparişini vermemesi üzerine arkada bekleyen müşteriler uyarıda bulunur. Burada Palomar önemli bir tespitte bulunur. Sıradan insanın aksine peyniri merak eden Palomar, insanların uyarısı tekrar sıradan hayata geri döner. Sipariş vermesi esnasındaki duygularını şu cümlelerle güzel bir şekilde ifade eder: “ Vermeyi tasarladığı özenli ve zengin sipariş belleğinden uçup gidiyor; kitle uygarlığının tekdüzeliği kendisini yeniden egemenliği altına almak için bu kararsızlık anını bekliyormuş gibi, en bilinende, en sıradanda, en çok tanıtılanda karar kılıyor.

“ Görüşlerini ya da düşüncelerini açıklamak için herkesin kendini paraladığı bir çağda ve bir ülkede, Bay Palomar, herhangi bir çağda ve bir ülkede, herhangi bir şey öne sürmeden önce, dilini üç kez ısırmak alışkanlığını edindi. Dilini üçüncü kez ısırdıktan sonra da, söylemek istediği şeye hâlâ inanıyorsa, söylüyor: İnanmıyorsa susuyor.  ”  (s.84)

“ …dilini üç, hatta altı kez ısırdıktan sonra, böbürlenmek için de pişmanlık, duymak için de bir gerekçeye sahip olmadığına inanıyor.  … Doğru düşünmüş olmak bir erdem değil; aklına gelen bir sürü yanlış, bulanık ya da anlamsız düşünceden birinin uygun, hatta çok parlak olması, istatistik açısından neredeyse kaçınılmaz; bu düşüncenin, onun aklına geldiği gibi bir başkasının aklına da gelmiş olacağından hiç kuşku duymuyor. “ s.84

Herkesin çok laf ettiği dönemlerde, önemli olan laf kalabalığı arasında yitip gidecek doğruyu söylemek değil, bunu öncüllerden yola çıkarak ve söylenen şeye en büyük değeri verecek sonuçları içerecek biçimde söylemektir.   ” s 85

“ modellerin biçimlendirmek istedikleri, sonuçta, bir iktidar sistemidir; ama sistemin etkililiği, sağlamlığı ve sürebilme dar sistemidir; ama sistemin etkililiği, sağlamlığı ve sürebilme yeteneği ile ölçülecek olursa, model kalın duvarlararı dışarıda var olanı saklayan bir kaleye dönüşür.  … Bu noktaya ulaşınca, Palomar’a zihninden modelleri ve modellerin modellerini silmekten başka yapacak bir şey kalmıyordu. Bu adımı da atınca, istediği gibi “ evetler”,”hayırlar”, “ amalar ” dile getirmesine elverişsiz ve türdeşleştirilemez gerçeklikle yüz yüze geldi. İstediğini yapabilmesi için zihnin boş olması, yalnızca, bölük pörçük deneyimler ve örtülü ve kanıtlanamaz ilkeler belleğiyle döşeli olması doğru olurdu. Özel bir doyum sağlamamakla birlikte, kendisine uygulanabilir gelen tek çözüm yolu buydu. “ s.89

“ Evren ,evrenle dost olanların dostu.   … Başkalarıyla ilişkilerinde çeşitli sorunları olduğu için, önce evrenle ilişkisini iyileştirmeye çalışacak Palomar  ” s.93

 

Sonuç olarak Palomar arayışının sonuna geldiğinde bulduğu tek çıkar yol şöyle ifade edilir: “Bundan böyle, kendisini, kendini tanımaya verecek, iç coğrafyasını keşfedecek, ruhunun devinimlerinin diyagramını çizecek, bundan formuller ve kuramlar üretecek, teleskoğunu takımyıldızlarınkiler yerine, yaşamının akışının çizdiği yörüngelere doğrultacak. ” s.95

“ İnsan olgunluk çağında kendisi için önemli bir kitap okuyup, “ Bunu okumadan, nasıl yaşayabilirdim,” ya da “ Gençliğimde okumamış olmam, ne yazık, ” diyebilir. İşte bu söylenenlerin fazla bir anlamı yoktur, özellikle de ikincinin, çünkü o kitabı okuduğu andan başlayarak, o kişinin yaşamı, o kitabı okumuş bir kişinin yaşamı olur ve kitabı erken ya da geç okumuş olmak bir önem taşımaz, çünkü okumadan önceki yaşam da, şimdi bu okumanın belirlediği bir biçimi almıştır.  ” s. 98

 

Leave a Comment