John Perry – Erteleme Sanatı

Forum Antep’te kocaman D&R mağazasına girince ilk kısımdaki Erteleme Sanatı isimli kitap dikkat çekti. Önceki deneyimlerden bu tarz kitapların çok da faydalı olmadığı düşüncesiyle almadım. Ancak erteleme, oldukça muzdarip olduğum bir huyum olmasından dolayı belki bir faydası olur diye kitabı aldım. Uzun süre sonra kişisel gelişim kategorisinden kitap almışken bir tane de hediye aldım. 🙂

John Perry, kitabın isminden de anlaşılacağı gibi ertelemeyi bir problem ya da hastalık gibi görmektense bunu kabullenmeyi ve bir sanat olarak kabul etmeyi söylüyor. Bunu kabullenme aşaması olarak da algılayabiliriz. Ancak beklentim bundan sonrası için söyleyeceği düşüncelerdi. Kitabın bu beklentilerimi karşıladığını söyleyemem. Yazar teşhis noktasında daha başarılı. Erteleme davranışını da bir sisteme oturduğunu düşünerek sistematik erteleme ismiyle de isimlendirmiş oluyor. Sistematik erteleme davranışını gösterenler başarısız olmadığını hatta önemli işleri ertelese bile bunların yanında bir çok işi de yaptığını ifade ediyor. Ertelediğiniz işi daha ertelemek için bir çok başka işi yaptığınızı araya işler aldığınızı belirtir.

Bazı işleri ise söyleyerek beyinde o işi yapmış gibi haz aldığınızı, motivasyonunuz, hırsınız azaldığı için işi öteleyebileceğimizi ifade ediyor.

Yapılacaklar listesini bir gün önceden yazmak o günün sabahında yazmaktan daha faydalı olacaktır.  “Başlangıçta yer alacak kolay görevler başarma hissinizin artmasını sağlar. ” s.47  To do listelerinde yapılmayacakları da yazabilirsin.

Büyük görevleri bir dizi küçük eylemle başarmak daha kolay olduğu örneklerle ifade ediliyor.

Önemli gördüğüm bir nokta ise ertelemelerimiz yüzünden illa ki birilerinin mağdur olduğunu düşünmemiz bizi rahatsız eder. Bu rahatsızlık işi bitirmemiş için bizi tetikleyebilir. Sistematik erteleyicilerin etraflarında sistematik çalışan, ertelemeyen birileriyle çalışmasının oldukça verimli olacağı ifade ediliyor ki oldukça mantıklı 🙂

” Erteleyen dostalarımın bu tuzağa düşmelerini istemiyorum. Erteleme, ustalıkla gizlenmiş bir erdem değil, zaaftır.  Amacımız erteleyicilieri birer kahramana dönüştürecek bir hayat felsefesi bulmak değil (ama böyle bir felsefenin prensiplerinin neler olacağını düşünmek eğlenceli olabilir). Ben yalnızca, ertelemenin dünyadaki en büyük zaaf olmadığını belirtmek istiyorum; bir erteleyici olarak da çok iş yapabilirsiniz. Buna ek olarak, gelişmiş kendini kandırma becerisine ve kendinizi manüpüle etmek için bir parça iradeye sahip olursanız, daha az erteleyen biri olabilirsiniz. Son olarak şunu belirtmek isterim ki – bu bölümün ana fikrine geldik- bazen her zaafın bazı faydaları olabilir.” s.98

” Erteleyen insanların hiçbir şey yapmaması nadiren görülen bir şeydir; bahçecilik veya kurşunkalem açmak ya da ilk fırsat bulduklarında dosyalarını nasıl yeniden düzenleyeceklerini gösteren şemalar hazırlamak gibi daha az yararlı işler yaparlar. ” s.23

” Aklınızda – belki de, not aldığınız bir yerde- sonuçlandırmak istediğiniz işlerin önem sırasına göre bir listesi bulunur. Bu listeye öncelikler listesi bile diyebilirsiniz. En önemli ve acil görünen işler en üstte yer alır. Fakat listenin alt sıralarında da yapılmaya değer işler bulunur. Bu işleri yapmak, listenin üst sıralarındaki işlerden kaçınmanın bir yoluna dönüşür. Buna benzer bir iş yapısı sayesinde erteleyici faydalı bir yurttaş olur.  Hatta benim gibi çok iş kotaran biri olarak nam bile salabilir. ” s.23

” Erteleyiciler, genellikle yanlış yolu izlerler. Yapacak işleri az olursa ertelemeyi bırakıp bu işleri tamamlayacaklarını varsayarak, yerine getirecekleri görevlerin sayısını asgariye indirmeye çalışırlar. Fakat bu tutum erteleyicinin esas doğasına aykırıdır ve en önemli motivasyon kaynağını kurutur. Listesindeki bir kaç iş doğal olarak en önemlileri olacağından, bunları yerine getirmemenin tek yolu hiçbir şey yapmamaktır. Bu yolun sonu verimli bir insana değil, miskinliğe çıkar. ” s. 24

” İşin püf noktası, listenin üst sıraları için doğru projeleri seçmektir. İdeal projelerin iki özelliği vardır. Birincisi, kesin teslim tarihleri olduğu izlenimini uyandırırlar (ama işin aslı öyle değildir).  İkincisi, çok önemliymiş hissini uyandırırlar (ama işin aslı öyle değildir). Neyse ki hayat bu tip görevlerle dolu. Üniversitelerdeki görevlerin büyük çoğunluğu bu kategoriye girer, diğer büyük kurumların çoğu için de aynı şeyin geçerli olduğuna eminim.  ” s.25

” Birçok erteleyici, mükemmeliyetçi olduğunu fark etmez. Bunun nedeni çok basittir: Hiçbir şeyi mükemmel ya da mükemmele yakın yapmamışızdır.   ” s.33

” Bir görevi kabul ettiğinizde, mükemmel olmayan bir iş çıkartmanın fayda ve zararlarını hesaplamaya kendinizi zorlamayı alışkanlık edinmemiz gerekiyor. Kendinize bazı sorular sormalısınız: Mükemmel bir iş bu durumda ne derece yararlı olur? Yeterli bir işten ne kadar daha yararlı olabilir ? Hatta yarım yamalak bir işten? Ayrıca kendinize şunu da sormalısınız: Bu işi yaparken gerçekten az çok mükemmel bir iş çıkartma olasılığım nedir? Bir de: Mükemmel bir iş çıkartıp çıkartmamam benim için ya da başkaları için ne fark yaratır ? Çoğunlukla cevap, mükemmel olmayan bir işin gayet yeterli olacağı şeklindedir.”  s.42

” Büyük ve göz korkutucu görevleri, daha küçük ve daha az göz korkutucu görevlere ayırmak, sistematik erteleme yapısının çöktüğü – ender ama korkunç-  durumlarda hayati önem taşır. ” s.46

” Yaptığınız işler için kendinize aferin deyin. Etrafınızı, yapılacaklar listesi, çalar saat ve benzeri bubi tuzaklarıyla donatmayı unutmayın. Asla birşey başaramamanızı engelleyecek ortalıklar kurun. Hepsinden de öte, hayatın tadını çıkartın.” s.110

Leave a Comment