John Wolfgang Goethe – Genç Werther’in Acıları

Genç Werther’in Acıları, Johann Wolfgang Von Goethe’yi genç yaşta ünlü bir yazar haline getiren romanı. Karşılıksız bir aşkın acısını yaşayan Werther’in acısını mektuplar şeklinde okura sunan bir kitap. Kendisiyle ve aşkıyla cebelleşen kahramanımızın sonunda hayata katlanamayıp intihar etmesi o dönemde ki intihar sayısını arttırır. Werther’in giyim ve tercihleri de o dönemin modası haline gelir. Kitap karşılıksız bir aşkla başlayıp kahramanın ıstırabının -tek çaresi intihardaymışçasına sahici bir şekilde- intihar sonuçlanmasını anlatır. Kaynak gösteremesem de bir çok yerde yazıldığı kadarıyla o dönemlerde Goethe çalıştığı iş yerinde nişanlı bir kıza aşıktır. Aynı dönemde bir arkadaşı evli bir kadına aşık olması neticesinde bu yasak aşk için intihar etmiştir. Genç Werther’in Acıları bu iki hikayenin biraraya getirilmesidir. Nişanlı olan bir kıza aşık olan Werther, sonunda kavuşamamanın ızdırabına dayanamayarak intihar eder. 

Kitaba dair çevirmen Yüksel Pazarkaya’nın kaleme aldığı kısımda  romanın hikayesi ile Goethe’nin yaşamı arasındaki benzerlikerlere değinir :  ” “Parmaklarımın ucunda yanarak beni sıkıntıya sokan bireysel, çok yakın ilişkilerdi, bunlar beni sonunda Werther’i ortaya çıkaran ruh durumuna soktu. Yaşamış, sevmiş ve çok acı çekmiştim.” Lahn Irmağı kıyısındaki Wetzlar kentine gelen genç Goethe, 9 Haziran 1772 günü gittiği Volpertshausen’deki baloda Lotte Buff ile tanıştı. Lotte Buff, on dokuz yaşında olup dört yıldır, kendisinden on bir yaş büyük elçilik yazmanı Johann Christian Kestner ile nişanlıydı. 1772 yılının yaz aylarında Lotte Buff’e duyduğu aşk, daha sonra “Werther” romanının kıvılcımı olacaktı. ”

Hikaye, Wertherin mektup arkadaşı Wilhelm’in eliyle mektuplar biçiminde anlatılır.  Hikaye şu şekilde başlar : ” Zavallı Werther’in öyküsüyle ilgili olarak bulabildiğim her şeyi özenle topladım ve burada size sunuyorum, bunun için bana şükran duyacağınızı biliyorum. Onun anlağına, benliğine sevginizi ve hayranlığınızı, yazgısınaysa gözyaşlarınızı esirgeyemezsiniz ” Sakin bir yerde yaşamak amacıyla taşındığı Wahlheim’e taşınan Werther burada soylu bir ailenin kızı Lotte’ye aşık olur. Lotte de bu aşka dair bir karşılık olsa da Albert’le nişanlıdır ve sonunda Albert ile evlenir. İkilemde kalmanın sınırlarını zorlayacağından korkan Lotte bir daha görüşmemeleri gerektiğini Werther’e iletir. Werther bu acıya dayanamayacağını düşünerek intiharı kendisi için tek çıkar yol olarak görür. Burada yazarın saf ve içten anlatımı da kitaptaki intiharın yapmacık olmamasında son derece önemlidir. İntihar bir kaçış ya da çaresizlik değil tek çıkar yol gibi görünür Werther’in acılarına. Yazarın intihardaki bir sürprizi ise intihar için kullandığı silahın Lotte tarafından verilmiş olması. Kahramanın bu bölümdeki hisleri  Mecnunun köpeğe Leyla’nın yanından geldi demesi menkıbesini canlandırdı gözümde.

” Senin ellerin değdi onlara, tozlarını aldın, bin defa öpüyorum onları, elin değdi: ey sen, göklerin ruhu, kararımı kolaylaştırıyorsun! ey sen, Lotte, bana aleti sunuyorsun, elinden ölümü arzuladığım sen, ve ah! şimdi bulduğum. Oh, oğlanı sorguya çektim. Bunları ona verirken ellerin titriyormuş, elveda demedin! Eyvah! eyvah! elvadasız! – Beni sana ebediyen bağlayan an yüzünden, kalbini bana kapatmış olabilir misin? Lotte, bin yıl bile o izlenimi silemez! ve hissediyorum, senin için böylesine yanan birinden nefret edemezsin. ”

Yazarın anlatımı, sahnelemesi ve kurgusu son derece güzel ve sürükleyicidir. Bir tiyatro oyununu izler gibi seyredersiniz gelişen olayları.   ” dileğim yok. Her şey, her şey bu umut tarafından yutuluyor.  ”

Werther, Lotte ve Albert arasındaki ilişkide Werther’in durumu ise bana Atilla İlhan’ın Üçüncü Şahsın Şiiri’ni anımsattı. Onu da buraya ekleyelim 🙂

https://www.youtube.com/watch?v=uCWqOYS6qyg

Alıntılar :

“Bu insansoyu denen, pek tekdüze bir şey. Pek çoğu, zamanın en büyük bölümünü sırf yaşamak için harcıyor ve kalan bir parçacık özgürlükten de öylesine korkuyor ki, ondan kurtulmak için elinden geleni yapıyor. Ey, insan yazgısı! ”

“sevmek insanidir, ama insani sevmelisiniz!”

” Sana şunu söyleyeyim, can, hiçbir şeye dayanamayacak duruma gelince, mutlu bir tevekkülle varlığının dar çevresinde yürüyen, günü birlik yaşayan, yaprakların düştüğünü görünce, kış geliyordan başka bir şey düşünmeyen böyle bir yaratıkla karşılaşmak, sıkıntıları hafifletiyor.”

“ona inanıyorlar, ancak onu dinlemiyorlar, – bu da eski bir şey! – ve çocuklarını kendileri gibi yetiştiriyorlar ve – elveda, Wilhelm! bu konuda daha fazla söylenmek istemiyorum. ”

“hiçbir şey canımı, insanların, özellikle de her türlü sevince en fazla açık olabilecekleri yaşamlarının baharındaki genç kişilerin, birbirlerine eziyet etmelerinden, üç günlük ömürlerinde birbirlerine surat edip, israflarının bir daha yerine konamayacağını iş işten geçtikten sonra fark etmelerinden daha fazla sıkmıyor. ”

” Biz insanlar şikâyet etmeyi pek severiz, diye giriştim, iyi günler ne kadar az, kötü günlerse ne kadar fazla deriz, ama sanırım bunda çoğun haksızız. Tanrı’nın bize her gün verdiği iyi şeylerden zevk almak için, hep açık kalpli olsaydık, başımıza geldiği zaman kötüye katlanmak için de yeterince gücümüz olurdu. – Hissiyatımız ama kendi elimizde değil, diye karşı geldi papazın karısı; ne kadar çok şey bedene bağlı! biri kendini iyi hissetmiyorsa, hiçbir yerde keyfi olmaz. – Kendisini bu konuda onayladım. – Öyleyse bunu, diye devam ettim, bir hastalık olarak görüp, bir çaresi var mı diye sormalıyız? – Katılıyorum, dedi Lotte: En azından, çok şeyin bize bağlı olduğuna inanıyorum. Kendimden biliyorum. Bir şeye takılırsam ve bir şey canımı sıkmak isterse, fırlayıp bahçede bir aşağı bir yukarı birkaç kontra dans söyledim mi, hemen geçiyor. – Benim söylemek istediğim de buydu, dedim: huysuzluk da tıpkı miskinlik gibi, bir tür miskinlik o da. Tabiatımız buna çok yatkın, yine de, bir defa davranmaya kuvvet bulursak, o zaman iş kendiliğinden yürür ve uğraşımız bize gerçek bir keyif verir. ”

” Kendimiz mutlu etmediğimiz mutlu insanları görmeye dayanamıyoruz. ”

” Eyvah onlara ki, dedim, egemen oldukları bir kalbe karşı bu egemenliği, o kalbin kendi içinden uç veren basit sevinçleri gasp etmek için kullanırlar. Dünyanın hiçbir armağanı, hiçbir lütfu, bir zalimin kıskanç huzursuzluğunun zehrettiği bir anlık zevkin yerini tutmaz ”

” Ve yolda her şeye böylesine hararetle katılmamın beni mahvedeceğini! kendimi sakınmam gerektiğini söyleyerek beni bir payladı ki! – Ey, melek! Senin için yaşamalıyım!”

” onun beni sevdiğinden beri, kendime ne kadar taptığımı! ”

” aşksız dünyanın kalbimiz için ne anlamı var.”

İntiharla ilgili bir bölümde şunları dile getirir Werther : ” İnsan tabiatının, diye devam ettim, sınırları var: sevinç, üzünç, acıları bir ölçüye kadar kaldırabilir ve bu aşılırsa, mahvolur. Yani sorun burada, birinin zayıf ya da güçlü olması değil, acısının ölçüsüne dayanıp dayanamayacağıdır – ister ruhsal, ister bedensel olsun; şunu söylemek de bence şaşılası: intihar eden insan ödlek, buna karşılık hummalı bir ateşle ölen insana ödlek demek uygun değil. ”

” İş gereği taşraya giden kocasına bir kâğıt yazdı. Şöyle başlıyordu: Canım, sevdiğim, gelebildiğin kadar çabuk gel, seni binbir sevinçle bekliyorum. – İçeriye gelen bir arkadaş, onun bazı durumlar yüzünden o kadar çabuk dönemeyeceği haberini getirdi. Mektup kaldı ve akşam üstü elime geçti. Okuyup gülümsedim; neye güldüğümü sordu? – Hayal gücü nasıl tanrısal bir armağan, diye  seslendim, bir an sanki bu bana yazılmış duygusuna kapıldım. – Kesti, hoşuna gitmiyor gibi göründü bana ve sustum. ”

” dün bu ağaçların baltayla devrildiklerini konuşurken – Baltayla devrildiklerini! Çıldırmak işten değil, ilk baltayı indiren iti ellerimle gebertebilirim. Ben, ki bahçemde böyle birkaç ağaç olsa ve bir tanesi yaşlılıktan dolayı ölse, yaslara düşebilirim, seyretmekten başka bir şey yapamıyorum  ”

Tanrı’nın kendisini terketmesine içerliyor

” Beyhude çabalayan güçlerinin iç derinliklerinde gıcırdayan, salt kendi itilmişin, kendine yetmeyip durmadan uçuruma yuvarlanan mahluğun sesi değil mi: Tanrım! Tanrım! beni niçin terk ettin …  Bazen kendime diyorum: Senin yazgın biricik; diğerlerini mutlu say – hiç kimse böyle eziyet çekmemiştir. Sonra ilkçağlardan bir şairi okuyorum ve onda sanki kendi kalbimi görüyorum. Bunca çok şeye dayanmam gerekiyor! Ah, benden önce de insanlar hiç böyle sefil oldular mı? ”

“Çaresizlik değil bu, içimde büyüttüğüm kesin kararlılık ve senin için canımı vermek. Evet, Lotte! bunu niçin senden saklayayım? Üçümüzden biri çekip öte yana gitmeli, o da ben olmak istiyorum”

Leave a Comment