Jose Mauro De Vasconcelos -Şeker Portakalı

Şeker Portakalı kitabı raflarda sürekli gözüme çarpan ancak bir türlü alıp da okumaya başlamadığım bir kitaptı. Ocak ayında kardeşlerimle beraber her ay bir kitap okuyalım dediğimizde aklımıza gelen kitap Şeker Portakalı oldu. Üçümüz de okuyup kitabı beğendik. Hatta onlardan da birer alıntı istedim bu yazı için. Vakkas şu kısmı göndermişti. “‘Kimseden hiçbir şey beklemiyorum. Böylece hayal kırıklığına da uğramamış oluyorum.'” Şeker Portakalını Küçük Prens gibi çoğu kişi çocukluğunda okumuş ama benim haberim yoktu. Küçük Prens gibi bu kitap da çocukken okunması faydalı olacak türden bir kitap. Küçük Kara Balık kitabını da bu kategoriye ekleyebiliriz.

Şeker Portakalı, çocuk karakter Zeze’nin başından geçen serüvenleri anlatan bir kitap.Kitabın birinci bölümü “Günün birinde acıyı keşfeden küçük bir çocuğun öyküsü ” cümleleriyle başlar. O küçük çocuk olan Zeze, fakir bir ailenin biraz yaramaz çocuğudur. Ancak bu yaramazlığının aksine oldukça sevgi dolu bir çocuktur. “”Yeni yıl yaklaştığında Zeze de her çocuk gibi hediye bekler. Ailesi maddi olarak çok zor bir durumdadır. Ama yine de ayakkabısını kapının önüne koyar. Bir süre sonra ayakkabıya bakmak için kapıyı açtığında ayakkabının için ve babası gözü yaşlı bir şekilde karşısında durmaktadır. Babasının çok üzüldüğünü fark eden Zeze babasını mutlu etmenin bir yolunu düşünür. Bunun için bir ayakkabı boyama kutusu alır ve yollara düşer. Başta işleri iyi gitmese de bir şekilde hediye için yetecek parayı biriktirir.” Hediyesini babasına sunduğu kısım çok güzel dile getirilmiştir. Benzer bir davranışı masasında vazosu boş duran öğretmeni için de yapar.

Jose Mauro De Vasconcelos’ın anlatımı da yalın ve insanın duygularını etkileyecek derece sahici. Hikaye Zeze ile kardeşi arasındaki bir yürüyüşle başlar. Yürüyüşte Zeze’nin okula gitmeden okuma bildiğini, babasının işsiz olduğu gibi bilgileri öğreniriz. Zor durumda olan aile evlerini değiştireceklerdir. Yeni evlere görmeye gidince herkes kendisine bir ağaç seçer ama Zeze istediğini alamaz. Sonra evin arka kısmında yaslandığı şeker portakalının konuştuğunu anlayınca bu ağacı sahiplenir. Kitabın adı buradan gelmektedir.

Kitabın bir diğer akılda kalan bölümü ise Zeze’nin arabasının arkasına tutunarak gezmeyi planlayıp, yakalanması sonrası aralarında oluşan bağın anlatıldığı kısımdır. Portekizlinin arabasıyla gezerek iki yakın arkadaş olurlar.

Zeze her ne kadar yaramaz olsa da güzel şeyler yapmak için oldukça çabalayan bir çocuk. Anlatılan o kısımlardan iki tanesi aşağıdaki gibidir :

“Zeze, seni davet etsem kabul eder misin? Olup biteni anlamaya basliyordu. Ama yemek yemedigim halde çagrisini kabul etmek istemiyordum. Içeri girelim. Annem sana bir tabak hazirlar. O kadar çok sey, öyle bol pasta var ki… Göze alamadim. Son günlerde bazi kimselerce pek hirpalanmistim; birkaç kez sagdan soldan su sözleri isitmistim: Sana kaç kez söyledim, bu sokak süprüntülerini eve doldurma diye! Hayir, çok tesekkür ederim, diye yanitladim Serginho’nun sorusunu. Peki. Ya annemden, küçük kardesin için kestaneleri ve öbür seyleri paket yapmasini istesem, götürür müsün? Götüremem. Isimi bitirmem gerekiyor. Tam o sirada, üzerinde oturdugum boyaci sandigini kesfetti. Ama kimse Noel günü pabuç boyatmaz ki! diye bagirdi. ”

Bu hikaye ise iki çocuk arasında geçmektedir.

“Söyleyemem. Ama bunu kazanmak zorundayim. Gülümsedi, cömert bir öneri gelmisti aklina: Benim pabuçlarimi boyar misin? Sana bin reis veririm. Bunu da yapamam. Dostlarimdan para almiyorum. Ya zorla verirsem, yani bu ikiyüz reis’i ödünç verirsem?.. Ilerde sana borcumu ödeyebilir miyim? Nasil istersen; bilye olarak da ödeyebilirsin. Kabul ediyorum. Elini cebine atti ve parayi uzatti. ”

” Corujinha’yi tanir misiniz? Kim bu Corujinha? Benim boyumdaki küçük zenci kiz. Annesi saçini bir lastikle arkada toplayip at kuyrugu gibi sallandirir. Anladim. Dorotilia mi? Evet efendim. Dorotilia benden de yoksul. Zenci ve çok yoksul oldugu için öbür çocuklar onunla oynamayi sevmiyorlar. O da hep bir kösede oturuyor. Bana aldiginiz böregi onunla paylasiyorum.”

Babasına kızgınlığını ise şu muazzam şekilde dile getirir:

-“ne diyorsun sen, küçük; babanı mı öldüreceksin?”

-“evet, yapacağım bunu. başladım bile. öldürmek, buck jones’un tabancasını alıp güm diye patlatmak değil! hayır. onu yüreğimde öldüreceğim, artık sevmeyerek… ve bir gün büsbütün ölecek.”

“Bir gazete yapragi kapip uzatti, okudum. Yanlissiz okudum. Bir çiglik atti ve Gloria’yi çagirdi. Gloria da heyecanlandi ve Alaide’ye kostu. On dakika içinde bütün komsular basarimi görmeye gelmislerdi. ”

“Bana bir sey kalmiyordu. Gözlerim neredeyse yasli, Gloria’ya baktim. Ya ben, Godoia? Arka tarafa kos. Baska agaçlar da olmali, sersem! Kostum, ama yüksek otlardan, yasli ve diken dolu birkaç portakal agacindan baska sey bulamadim. Irmagin kiyisinda da küçük bir sekerportakali fidani vardi. Üzgündüm. Ötekiler evi gezmekle mesguldüler ve hangi odanin kime ayrilacagina karar veriyorlardi. Gloria’nin etegine yapisip çektim.”

” Bir tahta parçasiyla topragi eseliyor ve burun çekmeye basliyordum. Yüregimin yakininda, nereden geldigini anlamadigim bir ses isittim: Ablani hakli buluyorum! Herkes her zaman hakli. Bense, hiçbir zaman. Dogru degil. Bana iyi baksan bunu kesfedersin. Ürküp basimi kaldirdim ve fidani süzdüm. Garipti, çünkü ben herkesle her zaman konusurdum. Ama yanit verme isini içimdeki kusun yüklendigini düsünürdüm. ”

” Neden benim gibi yapmayi ögrenmiyorsun? Sen ne yapiyorsun ki? Kimseden hiçbir sey beklemiyorum. Böylece hayal kirikligina da ugramamis oluyorum. ”

“Adamcagiz kollarini açti, beni gögsünde sevgiyle sikti. Aglama yavrum, dedi. Hep böyle duygulu bir çocuk olarak kalacaksin, pek çok aglama firsati bulacaksin hayatta. ”

“Bana söz vereceksin, senden bir sey isteyecegim. Çünkü essiz bir yüregin var Zeze. Söz veriyorum, ama aldatmak da istemem. Essiz bir yüregim yok . ”

” Küçük atımı aldım ve yeniden Edmundo Dayımın boynuna atıldım. O ara çenemi tuttu, titrek bir sesle söyle dedi: Çok yükseleceksin, yumurcak. Adinin Jose olması boşuna değil. Sen bir güneş olacaksın ve yıldızlar çevrende parlayacak. ”

“Yasamak için çok yaslilar, her seyden yorulmus bir görünüsleri var. ”

“Uyuyalim. Insan uyudu mu her seyi unutur. ”

“Orasi her gün insanlari yutan, aksam olunca da çok yorulmus insanlar kusan bir canavardi. ”

“Babam beni bu durumda görünce birkaç tokat attı ve Totoca’ya öğütler verdi. Babam, Totoca’yı hiç dövmezdi, beni döverdi yalnızca. Çünkü kötü olan her sey vardi bende! ”

“Çok ciddileştim: Beş para etmem. Çok kötüyümdür. Noel günü, benim için bir Isa değil, bir şeytan doğar ve hiçbir armağan alamam. Belanın tekiyim yani. Küçük bir bela. Bir iblis. Bir piç. Ablalarımdan biri, benim gibi kötü bir çocuğun doğmaması gerektiğini söyledi. ”

“Beni asıl büyüleyen, Rio-Sao Paulo yoluydu… Çünkü Yarasa olmak! Evet, yarasa olmak. Arabaların arkasına asılmak ve yolun rüzgarını, lastiklerin islik çalışında hızı hissetmek”

Leave a Comment