Jose Saramago – Körlük

Körlük, Jose Saramago’nun bir anda körleşmeye başlayan bir dünyayı bize yaşattığı oldukça etkileyici, akıcı kitabı. Bu kitabı bir kaç yıl önce bir arkadaşım okumam için vermişti. En kısa sürede okuyup iade etmek için kitaplığımın en üst rafına koymuş, sürekli gözümün önünde durunca daha erken başlayıp bitireceğimi düşünmüştüm. Tabii ki öyle olmadı. Uzunca bir süre -yaklaşık iki yıl – kitabı okunmadan öylece kaldı. En son artık iade etmeliyim diye düşünerek okumaya başladım ama daha devam ederken kitabı arkadaşıma verdim. Oysa kitap iyice sarmaya başlamıştı. Bir süre sonra okuma hızımı da arttırarak kısa sürede kitabı bitirdim. Bazı kitapların zamanı vardır. Bu kitabın zamanı şimdiydi belki de. Okuyunca içimde bir sorgulama, dimağımda bir düşünce fırtınası ve yazara karşı hayranlık hissettim. Nobel ödüllü yazar bu kitapla bizlere bir çok soru sorduruyor.  Neden koca bir şehirde sadece tek kişi kör olmaz?,  Neden kapkaranlık değil de bembeyaz bir körlük? “beyaz körlük”  acaba çok bilmekten gelen gözümüze inen bir perde gibi bahsedilen bir körlük mü ? ve eşin aldatmasının altındaki düşünce nedir ? gibi sorular. Kurgusu, en ince ayrıntısına kadar bir dünya oluşturması, kısıtlı bir dünyayı sahneleme becerisi ile kitap, edebiyat dünyasında özel bir yer almayı hak etmiş.

Kitap, bir sürücünün kırmızı ışıkta beklerken aniden kör olmasıyla başlar. Işıklar yanınca arkasında bekleyen araçlardan korna sesleriyle ilerlenmesi isterken olduğu yerde kıpırdayamaz. Çünkü gözleri beyaz ışıkla perdelenmiştir. Orada yanına gelen birisi kendisine yardım edeceğini söyleyerek onu evine kadar bırakır. Evinde eşini bekleyen birinci kör, eşi geldikten sonra onun yardımıyla göz doktorundan muayene randevusu alır. Doktor incelemesi sonucu bir şey göremez ve araştırmak için öncesinde tetkikler ister. Akşam evine gittiğinde araştırma yaparken bir anda kendisinin de görmemeye başladığını anlar. Bu esnada şehrin başka yerlerinde de körleşme vakaları ortaya çıkar. Hükümet görevlileri de önlem almak için körler ve kör olma ihtimali olanları eski bir akıl hastanesinde kampa alırlar. Çıkmanın yasak olduğu bu kamp yerinde gözleri görmeyen insanların kendilerini idare etmeleri istenir. Hükümet üzerine düşeni yapacağını ifade ederken her gün uyulması gereken kuralları aynı saatte anons ederler. Sonrasında insan evladının olduğu her yerde oluşabilecek olaylar gelişmeye başlar. Daha fazlasını söylemek spoiler olacağı için kitapla ilgili bu kadarını söylemekle yetineceğim. Sadece son sayfadaki şaşırtmanın da güzel bir son olduğunu belirtmek istiyorum.

Yazar kullandığı körlük metaforu üzerinden gözlerimiz açıkken görmediğimiz, gözden kaçırdığımız kimi zaman da daha fazlasını yaparak kafamızı başka yöne çevirdiğimiz durumları düşünmemizi sağlıyor. Modern yaşamın, teknolojinin, sosyal medya uygulamalarının hayatımıza girmesiyle daha da az görebildiğimiz günümüz dünyasında kullanılan körlük metaforu daha çarpıcı bir hal alıyor.

“Başka insanların gözleri hapishanelerimiz;
düşünceleriyse kafeslerimizdir.” Virginia Woolf

Kitap hakkında konuşurken karakterler için de ayrı bir paragraf açmamız gerekiyor. Seçilen karakterler özellikleri, davranışları ve yüklendikleri roller itibariyle oldukça etkileyici. Bunlardan bir kaçına özellikle değinmek istiyorum. İlk olarak doktorun karısından bahsetmek istiyorum. İlk anda kocasını yalnız bırakmamasıyla dikkat çeken karakter ileride de fedakarlıklar yapacak, tüm körler için lider olacak onların yerine göz olacak ve tüm çirkinliklere bizzat şahit olarak günlerini işkence halinde geçirecektir. Bunlardan kaçmanın aksine bu fedakarlığın bir gün kör olması halinde elinden gidecek olmasını düşünerek üzülür. Bu haliyle bir aydını imgelediğini söylemek zorlama bir yorum olmasa gerek.

” Ayrıca oradan buraya kadar gelen yollan artık öğrenmeniz, sokak köşelerini tanımanız gerek, günün birinde hasta olabilirim ya da gözlerim görmez olabilir, bunu her an bekliyorum, o durumda, sizlerden öğreneceğim çok şey olacak.

ben bir kraliçe değilim, hayır, gözleri dehşeti görsün diye dünyaya gelmiş bir kadının yalnızca, siz o dehşeti duyumsuyorsunuz, bana gelince, hem duyumsuyor hem de gözlerimle görüyorum, bu kadar söylev yeter.”

Koyu renk gözlüklü genç kız, doktora muayenesi sonrası gittiği hotelde kör olmuştur. İlk kör olanlardandır. Kör olup anne babasından ayrı düşen çocuğa bakması doktorun karısı ile yakın ilişkisi kitapta kendisine özel bir yer ayrılmasını hak ediyor. Doktorun karısı tarafından sürekli kendisine önem verilen,  – doktorun karısını aydın olarak düşündüğümüzde – kendisini daha da önemli bir karakter yapıyor.

Apartmandaki yaşlı kadın karakteri kitabın kısa bir bölümünde konuk oyuncu kadar anlatılır. Koyurenk gözlüklü kızın evine gittiklerinde karşılaştıkları, kızın komşusu olan yaşlı kadının hayatta kalmak için denedikleri, yaşamda kalış şekli itibariyle insanın zorluk anında genç, yaşlı farketmeksizin neleri göze alabileceği, neleri yapabileceğini sorgulatır insana. Kitabın genelinde ve özelde akıl hastahanesinde yaşananlar bu sorgulamayı yapmamıza neden oluyor. Tabi bu sorgulamayı yapabilmemizde yazarın harika kurduğu dünyanın, betimlemelerin de etkisi oldukça fazla.

Doktorun karısının kocası için yaptığı fedakarlık kitap boyunca kendisini hissettiriyor. Orada bulunan başka karı kocalardan daha farklı bir enerjileri vardır. Bu kitabın bir bölümünde şu şekilde anlatılır: ” Şimdi kocasının yatağında oturuyor, her zaman yaptığı gibi onunla alçak sesle gevezelik ediyor, ikisinin de iyi yetişmiş insanlar olduğu görülüyor, her zaman birbirlerine söyleyecek bir şeyleri var, birinci kör ile karısının oluşturduğu öteki çift gibi değil onlar, buluşmalarının heyecanı geçtikten sonra birbirleriyle doğru dürüst konuşmadılar bile, içinde bulundukları acı, aşklarına ağır bastı herhalde, zamanla alışırlar. ”

Başlangıçların, ilk koğuşların ne kadar önemli olduğu şu sade cümlelerle anlatılır. ” İlk isteklerini bize dayatmaya geldiklerinde onlara gerektiği gibi direnemedik, Doğru, korktuk, oysa korku her zaman en iyi yol gösterici değildir, şimdi çekip gidelim buradan, daha fazla güvende olabilmek için koğuşların kapılarına onlann yaptığı gibi yataklar koymakta yarar var. ”

 

 

” Erdem, herkesin artık bildiği gibi, yetkinliğe giden çetin yolda her zaman engellerle karşılaşır, günaha ve kötülüğe gelince, şans onları her zaman öylesine sever ve kollar ”

” Kitaplardan öğrendiğimiz, daha çok da deneyimlerimizden edindiğimiz bilgilere göre, zevk için ya da zorunlu olduğu için erken kalkan biri, çevresindekilerin horul horul uyumasına öyle pek rahat katlanamaz, hatta bizi ilgilendiren durumda daha da az katlanır, çünkü uyuyan bir kör ile gözlerini açmış olması hiçbir işe yaramayan bir kör arasında çok büyük fark vardır. ”

” Dünya öyle kurulmuştu ki, gerçeğin ortaya çıkması için çoğu kez önce yalanlarla maskelenmesi gerekiyordu. ”

” Zamana zaman tanıyın her şeyi çözümlesin ”

” her şey yolunda giderken herkesin kendine özgü düşüncelerı vardır, örneğin, istersek gözlerle duygular arasında doğrudan bir ilişki olup olmadığını tartışabiliriz ya da insandaki sorumluluk duygusunun normal bir görme yetisine sahip olma sonucu ortaya çıkıp çıkmadığını kendimize sorabiliriz, ama doğal gereksemeler bizi acımasızca sıkıştırmaya başladığında, duyduğumuz acı, çektiğimiz sıkıntı bedenimizin kaldıramayacağı boyuta ulaştığında, içimizdeki hayvan kendini tüm varlığıyla ortaya koyar. ”

” Öyle umutlar var ki çılgınlıktan başka bir şey değil, Ben de sana şunu söyleyeyim öyleyse, o tür umutlarım olmasaydı yaşamaktan çoktan vazgeçerdim.”

” Yıllar ilerledikçe insanın kendine’ yüklediği suçların listesi ne kadar kabarıyor bilemezsin. ”

” İnsanların neler yapıp yapmayacağı önceden hiç belli olmaz, beklemek, zamana zaman tanımak gerekir, her şeye egemen olan zamandır, zaman, kumar masasında karşımızda oturan öteki kumarbazdır ve bütün kartlar onun elindedir, bizler ancak yaşam karşılığında, ”

” Kendi ölçeğimizde gerçekleştirebileceğimiz tek mucize, yaşamayı sürdürmektir, dedi karısı, şu kırılgan yaşamımızı kırılganlığıyla korumaktır ve buna her doğan gün yeniden başlamaktır, kör olan gözlerimiz değil de yaşamın kendisiymiş gibi, ne yöne döneceğini bilmeyen o imiş gibi,  belki de gerçek budur. ”

” Yapacağımız her hareketten önce ciddi olarak düşünmeye başlasak, vereceği sonuçlan önceden kestirmeye çalışsak, önce kesin sonuçları, sonra olası sonuçları, sonra rastlantısal sonuçları, daha sonra da ortaya çıkması düşünülebilecek sonuçları düşünmeye kalksak, aklımıza bir şey geldiğinde, bulunduğumuz yere çakılır, hangi yöne olursa olsun bir adım bile atamazdık. Sözlerimizin, hareketlerimizin iyi ve kötü sonuçları, kuşkusuz, ilerde yaşayacağımız günlere, hatta bizim bu sonuçları doğrulamak, kendimizi kutlamak ya da başkalarından özür dilemek için artık bu dünyada bulunmayacağımız günlere göreceli olarak düzgün ve dengeli biçimde dağılır, zaten kimi insanlar da bu durumun ölümsüzlük denen ve çok sözü edilen şeyin ta kendisi olduğunu ileri sürer”

” Neden kör olduk, Bilmiyorum, bunun nedeni belki bir gün keşfedilir, Ne düşündüğümü söylememi ister misin, Söyle, Sonradan kör olmadığımızı düşünüyorum, biz zaten kördük, Gören körler mi, Gördüğü halde görmeyen körler.”

 

Leave a Comment