Drago Jancer – Kürek Mahkumu

Kürek Mahkumu kahramanımız Johannes Ot’un başından geçen olayları akıcı ve betimlemelerle zenginleşmiş bir dille anlatılıyor. Ortaçağ döneminde geçen olaylar kahramanımızın romanla beraber akıp giden yaşamından bölümler yer alıyor. Pek çok yol denemekte olan kahramanımız her defasında yeni bir kötü olayın içerisinde bulur kendisini. Ortaçağ döneminin kötümser ruhunu barındıran kitapta yazarın yaşadığı toplumun geçirdiği zorlu dönemin karamsarlığı da kötümser hava da etkili olmuş olabilir.

Yolculuk eden Ot mola verdiği bir handa bulunduğu kasabada veba şüphesi olduğu ve bu sebeple veba komiserleri tarafından yolculukların kontrol altında tutulmaktadır. Burada kürek mahkumu sanılır. Ama bu bir yanlış anlaşılmadır. Kitabın sonraki bölümlerinde bu sanı gerçekleşecektir. Burada kalan ot bir süre burada kalır. Geçmişten gelen bilgileriyle salgın hastalığını önünü bile keser. Bu sayede kasabada kabul görür ama daha fazla durmak istemez. Bir gece vakti yanan bir ateş görür ve ateşin etrafında ayine katılır. Ancak bu ayinin bir büyü olduğu sebebiyle ceza alır.

~Kitapta teknik olarak da romandaki karakter ve tiplerinden gözünden Ot’un sorular ve cevaplar ile anlatıldığı bir bölüm vardır. Bu kısım her ne kadar Orhan Pamuk’un Kafamda Bir Tuhaflık kitabının anlatımını anımsatsa da farklı ve güzel bir teknik olmuş. ~

Cezasını çekmek için başka şehre gönderilen Ot yolda birileri tarafından kaçırılır ve kaçırıldığı kişiler düşüncelerini Ot’a da benimsetirler. Bu düşünceleri benimseyen Ot bu fikirleri yaymak ve benimsetmek için bir kasabaya gönderirler. Bu kasabada iki kadınla ilişkisi olan Ot, hiçbir şeyle ilgilenmez arkadaş olduğu i.adam’ın heyecanlı söylevlerini dinler, ancak konuşmalarla pek ilgilenmez. Bu kasabada da başı belaya giren ve ceza alacağını öğrenen Ot kasabadan kaçar

“ Hangi nedenle bu kadersiz, bu kahrolası, çivisi çıkmış memleketi, koşar adım katetmesi gerekiyordu ? Mutlak olan tek şey vardı: O vahşi bir hayvandı, aralıksız kaçan, kendini bildi bileli, aralıksız kovalanan.

Johan Ot hiçbir zaman oradan oraya sürüklenmesine neden olan karmaşayı çözemeyecekti. İçinde taşıdığı kötülük tohumunun hiçbir zaman farkına varmayacaktı. İçinde ve üzerinde. Yoksa neden hep kendini karanlığın içinde, kördüğümün ortasında bulsundu ? ” s. 226

“ Tek seçeneği kaçmaktı. Hiç kimseden ve herkesten kaçmak. ” s.237

Kasabadan kaçar ve yeni geldiği yerde dilenci olur Ot.  Ancak burada da çok duramaz kahramanımız ve askerler tarafından tutulur.  Bu bölümde bir arkadaşının kendisine seni dolaştıran düşüncen nedir sorusuna Johan ot bir iç dökmeyle şöyle cevap verir :

“ “ Ne düşüncesi ?  ” diye sordu hiddetle. “Hiçbir kahrolası, ahmakça düşüncem falan yok. Düşüncesi olanlar Jakob Demsarlar, Urban Poşekler. Lampretiç’in düşüncesi var.  Bizim gibi paçavralar içinde dolaşan İ.Adam’ın düşüncesi var, hem de kuluçkaya yatırdığı, olgunlaşmaya bıraktığı. Oysa benim, yok. Ben sadece bu bahtsız ülkenin içinde bulunduğu korkunç karışıklığı görüyorum. Bu toprakları kuşatan, yeri, havayı, insanları saran ruh hastalığını. Bunu geçmişte bir yerde dile getirmiştim. Bu yüzden az kalsın lokma lokma doğrayacaklardı beni, yeryüzünden silinecektim. ” ” s.253

Dilencilik yaparken yakalan Johan Ot, burada magic jack gizli örgütündeki magic jack olduğu suçlamasıyla hüküm giyer ve kürek mahkumu olma cezası alır. Artık ömrünün sonuna kadar kürek mahkumu olacak Ot’u gemide ortaya çıkan Veba kurtarır. Gemi parçalanır ve gemide kötü şeyler yaşadığı genç birisiyle gemiden kaçar.  Ot ona onu doğduğu şehre götüreceğine söz vermiştir. Bunun için çabalar, doğduğu yere götürür ancak veba hızlıca yayılmış, her yere bulaşmıştır.

Johan Ot bunu da atlatacağına inanır. “ Bu vartayı da atlatacağım, diye düşündü. Mutlaka bu vartayı da atlatacağım. Yarın ayrılmış olacağım ve bu lanet olası rüyalardan temelli kurtulacağım.” S.380

Johan ot son bölümde dediği gibi bir gün fazla daha yaşamak için uğraşan sıradan bir –bu yönüyle- sıradan bir karakter. Ama hep yeni bir yola girmesi, çabası ile sıradanlığı nispetinde günümüz insanının yaşam şekline de uygun bir karakter. Çabalayan insanlar ama her defasında karşısına yeni bir sorun çıkan, yeni günün güneşli başlayacağına umutla başlayan ama gün içerisinde umudun yerini yorgunluğa bıraktığı insanımız gibi..

Kitap Köşem’de daha önce de Dedalus’tan çıkan bir kitapla ilgili notları yazarken çevirmenin güzel çevirisine dair bişeyler söylemeden yazıyı sonlandırmak istememiştim. Kürek Mahkumu için de aynı düşüncelerim geçerli. Neşe Ay Başman çevirisi çok güzel. Bazı  yerlerde “ Kafasız hırbonun tekiydi.  ”  diyecek kadar bizden bir anlatım. Dedalus’u ve Neşe hanımı bu çeviriden dolayı tebrik etmek gerekiyor.

Olay örgülü uzun kitaplar okumaktan sıkılmayanlara bu kitapı mutlaka okumaları önerilir J

” Vicdan azabı suskun bir cellattır. ” s.19

“ Dürüst ve inançlı insanlara kötülük etmek, esenliklerini, mallarını, geceleri uykularının çalmaktan başka bir işe yaramıyor.  ” s.135

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir