N. H. Kleinbaum – Ölü Ozanlar Derneği

Ölü Ozanlar Derneği, kitabından çok filmi ve filmdeki Robin Williams’ın muhteşem oyunculuğu gelir. Ancak bu güzel filmdeki hikayenin bir de kitabı var. Geleneklerine bağlı ve oldukça başarılı olan bir okulun öğrenim dönemi başlangıcı töreni ile başlar kitap. Aileler oldukça heyecanlıdır. Uzun yıllardan beri süregelen bir geleneğe sahip bu okula bu sene geçmişte öğrencisi de olmuş yeni bir öğretmen aktılmıştır: John Keating. John Keating’in gelmesi ile okulun ve öğrencilerin havası değişmeye başlayacaktır. İlkeleri ve başarısı ile öne çıkan bu okulun öğrencileri okulun getirmiş olduğu sıkı disiplinden Keating ile beraber gelen Carpe Diem (Anı yaşa) felsefesine dönüş yapmaya başlar. Fen bilimlerine odaklanan öğrenciler artık şiirden, tiyatrodan ve yaşamın başka boyutlarına dahil olmaya başlarlar. Ayrıca öğrencilerin Keating’in de üyesi olduğu Ölü Ozanlar Derneği’nden haberdar olmaları ve bunu yeniden canlandırmaya başlamaları hayatlarını daha da farklı bir noktaya getirir. O kadar değişmeye başlamıştır ki öğrencilerden biri olan Neil okulun dışında bir tiyatro oyununda oynamaya başlar.

Bay Keating ile beraber tüm arkadaşları da heyecanla Neil’in oyununu izler ve oyunu oldukça beğenirler. Ancak oyunda oyunu alkışlayanların dışında bir de buna oldukça karşı çıkacak Neil’in babası da vardır.

Oldukça iyimser bir havada akıp giden bu kitabın hüzünlü bir sonla bitmesi ise oldukça sürpriz olmaktadır.

“Masanın üzerinde duruyorum, çünkü kendime her şeye sürekli başka açılardan bakmamız gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Dünya buradan bakıldığında çok farklı görünüyor. İnanmazsanız çıkın bakın. Hepiniz… Sırayla…” Keating aşağı indi. Todd Anderson hariç bütün oğlanlar, sınıfın ön tarafına gittiler ve sırayla Keating’in masasının üzerine çıkmaya başladılar. Keating ise bir taraftan sıraların arasında bir aşağı bir yukarı dolaşırken, bir yandan da meraklı gözlerle onları izliyordu. “Eğer bir şeyden eminseniz” dedi, herkes yavaş yavaş sırasına dönerken, “kendinizi buna bir de başka açıdan bakmaya zorlayın; bunun yanlış ya da aptalca olduğunu bilseniz bile. Okurken, sadece yazarın düşüncelerini değerlendirmeyin, kendi düşüncelerinize de Önem verin. “Kendi sesinizi bulmak için mücadele etmelisiniz, çocuklar. Bunun için ne kadar uzun süre beklerseniz, bulma şansınız o kadar azalır. Thoreau, ‘Çoğu insan hayatını sessiz bir umutsuzluk içinde sürdürüyor diyor. Neden bunu yapalım? Kendinize yeni zeminler aramaktan kaçınmayın. Şimdi…” Keating kapıya doğru yürüdü. Bütün gözler merakla onu takip etti.”

” Hayır, hayır, hayır! Yazmış, çünkü hepimiz solucanlara yemiz, çocuklar!” diye bağırdı Keating. “Çünkü hepimiz sınırlı sayıda ilkbahar, yaz ve sonbahar’yaşayacağız! İnanması güç, ama bir gün hepimiz soluk alıp vermez olacağız, soğuyacağız ve öleceğiz!” Söylediklerinin etkisini artırmak istercesine bir an durdu. “Ayağa kalkın” dedi, “ve altmış ya da yetmiş yıl önce bu okulda okuyan oğlanların suratlarına dikkatle bakın. Korkmayın, gidip bakın.” ”

“Çoğu aslında hayatını biraz olsun kendi istediği hale getirebilecek durumdayken, bunu yapmak için iş işten geçinceye kadar beklemedi mi? Başarı denen tanrıyı kovalarken, gençlik düşlerini feda etmedi mi? Bu adamların birçoğu, yabani çiçeklere gübre oldu. Ancak, çok yakından bakarsanız çocuklar, onların fısıldadıklarını duyabilirsiniz. Haydi, yaklaşın, Eğilin. Duyabiliyor musunuz?””

” McAllister başını salladı. “Kesinlikle. Onları sanatçı olmaya teşvik ederek büyük bir riske giriyorsunuz, John. Bir Rembrandt, Shakespeare ya da Mozart olmadıklarını anladıklarında, bunun için sizden nefret edeceklerdir.” “Ben onları sanatçı olmaya teşvik etmiyorum, George” dedi Keating. “Anlamadığın nokta bu. Ben onları özgür düşünmeye teşvik ediyorum.” ”

” Masanın üzerinde duruyorum, çünkü kendime her şeye sürekli başka açılardan bakmamız gerektiğini hatırlatmak istiyorum. Dünya buradan bakıldığında çok farklı görünüyor. İnanmazsanız çıkın bakın. Hepiniz… Sırayla…” Keating aşağı indi. Todd Anderson hariç bütün oğlanlar, sınıfın ön tarafına gittiler ve sırayla Keating’in masasının üzerine çıkmaya başladılar. Keating ise bir taraftan sıraların arasında bir aşağı bir yukarı dolaşırken, bir yandan da meraklı gözlerle onları izliyordu. “Eğer bir şeyden eminseniz” dedi, herkes yavaş yavaş sırasına dönerken, “kendinizi buna bir de başka açıdan bakmaya zorlayın; bunun yanlış ya da aptalca olduğunu bilseniz bile. Okurken, sadece yazarın düşüncelerini değerlendirmeyin, kendi düşüncelerinize de Önem verin. “Kendi sesinizi bulmak için mücadele etmelisiniz, çocuklar. Bunun için ne kadar uzun süre beklerseniz, bulma şansınız o kadar azalır. Thoreau, ‘Çoğu insan hayatını sessiz bir umutsuzluk içinde sürdürüyor diyor. Neden bunu yapalım? Kendinize yeni zeminler aramaktan kaçınmayın. Şimdi…” Keating kapıya doğru yürüdü. Bütün gözler merakla onu takip etti. ”

” Matematikte seçkinlik vardır. Herkes sür yazsaydı, Tanrı korusun, dünya açlıktan ölürdü. Ama şiir olmak zorundadır. Hayatın en basit eylemlerinde bile şiiri fark etmeliyiz, yoksa bu hayatın bize sunduğu pek çok şeyi boşa harcamış oluruz. Şimdi kim şiirini okumak istiyor? Haydi, herkesi kaldıracağım nasıl olsa.” ”

” Çocuklar, hepimizin içinde kabul görme ihtiyacı vardır. Ama kendinize özgü olan şeylere, sizi farklı kılan özelliklere de inanmalısınız. Bu aptalca ya da pek popüler olmayan bir şey olsa da. Frost’un dediği gibi ‘Ormanda yol ikiye ayrılıyordu, ben az geçilen yolu seçtim. Farkı da bu yarattı.'”

Leave a Comment