Orhan Pamuk – Saf ve Düşünceli Romancı

Orhan Pamuk, Nobel ödüllü kitapları onlarca dile çevirmiş, bir çok ülkede ödüller almış ve en büyük ödül olarak kabul edilen Nobel ödülüne de sahip bir yazarımız. Ancak ne zaman Orhan Pamuk denilse aklımda ilk oluşan imge “çalışmak” oluyor. Çünkü gençlik yıllarında yazar olmaya karar verdikten sonra bunun için yıllarca içeri kapanmış, bir çok kitapları okuyup, incelemiş bir isim. Yıllar süren çalışma ve yazarlık süreci neticesinde de dünyanın tanıdığı bir yazar olmuş. İşte bu kitap, Saf ve Saf ve Düşünceli Romancı, yazarın bu süreçte oluşan düşüncelerinden bahsediyor.

Yazarın 2009 yılı sonbaharında Harvard Üniversitesi’nde, bin kişilik Sanders Tiyatrosu’nda verdiği ve büyük ilgi gören Charles Norton konferanslarını içeriyor.  Kitap, sadece Orhan Pamuk’un düşünceleri, okuduğu kitaplarla ilgili fikirleri değil roman yazmak isteyenlere ders olacak bilgi ve teknikleri de içerisinde barındırıyor. Kitabın ismini veren saf ve düşünceli kavramlarını Orhan Pamuk şu şekilde anlatıyor: ” Bazı yazarlar, romanlarını yazarken, kullandıkları teknikleri, kafalarıyla yaptıkları işlemleri ve hesaplamaları, roman sanatının kendilerine sunduğu vitesleri, el frenlerini ve düşmeleri kullandıklarını, hatta bunların yenilerini icat ettiklerini fark etmezler de, çok doğal bir şey yapıyormuş gibi sanki kendiliğinden yazarlar. Roman yazmanın (ve okumanın ) yapay bir yanı olmasını hiç mesele etmeyen bu tür duyarlığa, bu tür roman okuruna ve yazarına “saf” diyelim. Bunun tam tersi bir duyarlığa, yani roman okurken ve yazarken metnin yapaylığına ve gerçekliğe ulaşamamsına takılan ve roman yazılırken kullanılan yöntemlere ve okurken kafamızın işlemlerine özel bir şekilde dikkat eden okurlara ve yazarlara da “düşünceli”  diyelim. Romancılık, aynı anda hem saf hem de düşünceli olma işidir. ”  s.14

Kitapta bir çok kitaptan da bahsediliyor. Tek tek listelemeden kitaptaki atıf yapılan kitaplarını listelediğini belirten aşağıdaki linkten kitaplara bakabilirsiniz. Teknik bir kitap olduğu için de daha fazla yazmayıp kıymetli alıntılara geçiyorum 🙂

http://www.neokuyorum.org/saf-ve-dusunceli-romanci-orhan-pamuku-etkileyen-43-kitap/

 

” Romanlar ikinci hayatlardır. ” s.9

” Rüyaları gerçek sanarak görürüz, çünkü rüyanın tarifinde vardır bu. Romanları da gerçek sanarak okuruz, ama aklımızın bir başka yanıyla böyle olmadığını da çok iyi biliriz. ” s.9

” Ben, ilk roman yazmaya başladığım 1970’lerin ortasında, Ahmet Hamdi Tanpınar ve Oğuz Atay gibi romancıları “düşünceli” oldukları için severdim. Bu yazarların yalnız anlattıkları insan deneyimi değil, anlatım yolları ile de aşırı dertlendiklerini gördükçe memnun olurdum. ” s.17

” Roman bir hikâye anlatır, ama bir roman yalnızca bir hikaye değildir. Hikâye pek çok eşyanın, sesin, konuşmanın, hayalin, hatıranın, bilginin, düşüncenin, olayın, sahnenin tasviri içinden yavaş yavaş karşımıza çıkar. Bir romandan zevk almak, bu şeyleri kelimelerden yola çıkarak kafamızda resimlere çevirmekten hoşlanmaktır. Kelimelerin anlattığı (anlatmak istediği) şeyi hayalimizde canlandırırken, hikâyeyi biz okurlar tamamlarız.  ” s.18

” Üslup sorunları ve zevkleri roman sanatının kalbinde değil, ama kalbine çok yakın yerdedir. ” s.19

” Romanda ahlaki yargı kaçınılmaz bir bataklıktır. ” s.19

” Bir romanın gerçek değeri, bizde hayatın tam böyle bir şey olduğu duygusunu uyandırmasıyla ölçülmelidir. ” s.22

” Romanlar birbirleriyle çelişen düşüncelere huzursuzluk duymadan aynı anda inanmamızı, herkesi aynı anda inanmamızı, herkesi aynı anda anlamamızı sağlayan özel yapılardır.  ” (s.25 )

” Roman yazmak, okuyucunun beklentileriyle satranç oynamak, okuyucunun beklentisini tahmin edip ona karşı çıkmak ve yaşanmış deneyim ile hayal edilmiş şeyi ustaca ve bilgece karıştırma işidir. ” s.28

” metnin biz okurların hayalinde bu sahneyi canlandırabilme gücünü sevmemiz, bir yazara hayranlık duymamızı sağlar. ” s.32

” Esas konu romandaki kahramanların “karakteri” değil, dünyalarıdır. Kahramanların hayatı, dünyada edindiği yer, onların zamanın içinde an be an bu dünyayı yaşayışı, hissedişi, onu görüşüdür edebi romanın konusu.   ” s.37

” Bir kişiyi anlamak, ahlaki yargıdan önce, dünyanın o kişinin bakış açısından nasıl göründüğünü kavramaktır.  ” s.42

” Bir romancı olarak esas işimin tek tek bütün roman kişileriyle elimden geldiğince özdeşleşmek, yazdığım romanın anlattığı dünyayı onların gözünden görmek olduğunu hiç unutmamaya çalışırım.  ” s.42

” Roman sanatı, kendimizden bir başkası gibi ve başkalarından kendimiz gibi söz açabilme hüneridir. ” s.43

” Romanların asıl konusu, bu dünyada olmanın ve yerimizin anlamı ya da bu dünyada yaşamanın nasıl bir duygu olduğudur. ”

” Şimdi asıl konumuza dönelim ve önemli, kuvvetli bir düşüncemi söyleyeyim: Romanlar temel olarak görsel edebi kurmacalardır. Bir roman en çok görsel zekâmıza, şeyleri gözümüzün önünde canlandırma yeteneğimize, kelimelerden resimler hayal etme gücümüze seslenerek üzerimizde etkisini kurar. … Konuşma sahnelerini bir yana bırakırsak, bir romanı cümle cümle, kelime kelime yazarken, her zaman kafamda önce bir resim, bir imge vardır. İşimin önce kafamdaki resmi berraklaştırmak, kesinleştirmek olduğunu bilirim. … Benim için yazmak, dolmakalemle üzerine yazdığım kâğıda bakmak kadar, gözlerimi sayfadan uzaklaştırıp pencereden dışarı bakarken, o sahneyi gözümün önünde canlandırma işidir. Yazacağım sahneyi bir film parçası gibi, yazacağım cümleyi bir resim gibi gözlerimin önünde canlandırmaya çalışırım.     ”  s.52-53

” Roman yazmak, kahramanın duyguları ve düşünceleriyle çevresindeki eşyaları birleştirmek, ikisini bir hamlede, bir cümlede aynı anda görebilmektir. ” s.62

” romancılık, kelimelerden önce, dünyayı resim olarak hayal etme işidir. ” s.63

” Unutmayalım ki romancılar, tıpkı karşılarındaki oyuncunun sonraki hamlelerini tahmin ederek oynayan satranç oyuncuları gibi, okurun hayal gücünü hesaba katarak ve bu hayal gücünü hareketlendiren dürtüleri göz önünde bulundurarak yazarlar romanlarını. Okurun kafasının nasıl çalışacağı, romancının çıkış noktalarının en önemlilerinden biridir. ” s.71

” Romancının metnini, okurun niyetlerini tahmin ederek yazdığını; okurun da romancının bu tahminle yazdığını tahmin ederek okuduğunu hiç unutmayalım. Romancılar, romanlarını, okurların kendilerini yazar ya da yazarı anlaşılmamış ve mutsuz sanarak okuyacaklarını da sezer, ona göre yazarlar. Belki burada çok meslek sırrı veriyorum, belki beni loncadan atarlar! ” s.78

” Roman sanatının kalbinde yatan büyük çelişki, romancının dünyayı başkalarının gözünden görürken, kendi kişisel âlemini ifade etmeye çalışmasıdır. “s.78

” Bir romanın anlattığı konu ile merkezinin birbirinden Moly Dick’te olduğu kadar ayrı olması, o romanın biçim ve düşünce olarak parlaklığının ve derinliğinin belirtisidir. ” s.84

” Tekrarlayayım: Romanlar, hayat hakkında gözlemler, öneriler, düşünceler ileri sürdükleri derecede ilginçtir. ” s.88

” Yazdığım bir romanda merkezin çok aşikâr olduğunu görürsem onu biraz gizlerim, merkez çok gizliyse onu biraz ortaya çıkarmam gerekir”  s.95

” İnsan romanı en iyi, büyük romanları okuyarak ve tabii kendi de, o büyük romanlar gibi bir şey yazmaya çalışarak öğrenir.   ” s.98

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir