Sabahattin Ali – Yeni Dünya

Sabahattin Ali, üslubu ve edindiği konuları ile okumaktan en keyif aldığım yazarlardan bir tanesi. Başlarda romanları ile tanıdığım yazarın öykülerini okuyunca öyküdeki  ustalığına da hayran kaldım. Bu arada güzel şiirlerini de okumaya başlamıştım. Değirmen gibi bazı öyküleri hafızamda yer alan ender öykülerdendir. Yeni Dünya kitabı da birbirinden güzel ön üç hikayeden oluşan bir öykü kitabı. Anadolu’da geçen ve çoğu toplumsal yaraları merkezine alan öykülerin güzel işlenişi ve üslubu öyküleri sahne sahne hayal etmeyi sağlıyor.

Kitabın ilköyküsü, Bir köy öğretmeninin notlarından epigrafı ile başlayan Asfalt Yol öyküsüdür. Köye atanan bir öğretmenin yolu olmayan köye yol yapılması için gösterdiği çaba, sonrasında yolun yapılması ve en sonunda yolun derde deva olmamasıyla beraber çektiği zorluklar konu edinir. Diğer öykülerde olduğu gibi son derece yalın bir dil ve nakış gibi işlenmiş olay örgüsü ile diğer öyküleri gibi okuru kendisine dahil eden bir öykü.

İkinci öykü: Hanende Melek. Öykü, ailesini düşünmeden bir meyhanede çalışan Melek’e tutulmuş bir adamı anlatır.Ve en en sonda meyhaneye babasının yanına gelen bu adamın kızını evine bırakarak o adamın kendisine verdiği altınları adamın evinde kapıya açan kadına vermesiyle son bulur.

‘Çaydanlık’, cezaevindeyken hastalanıp hastaneye getirilen bir yaşlı insanın ölümü sonrası odasına gelen yakınlarının kendisinden çok merak ettiği çaydanlığı konu alır.

Ayran’ öyküsünde kardeşlerine bakmak için tren istasyonunda ayran satan Hasan’ın yaşadıkları anlatılır.

Isıtmak İçin’ yalnız yaşayan bir adamın çok yoksul olup kendisinden iş isteyen çamaşırcı ile yaşadığı acıma ve üzüntü duyguları konu edinir. İş vermediği için vicdan azabı çeken karakter, kadının evine giderek bu yaşlı kadının kızını ısıtmak için çektiklerini görür.

Uyku’ adlı öykü, bir film görselliğinde akıp giden bir yolculuk öyküsüdür. Sivas’a gitmek için kamyona binen iki arkadaşın şöförün uykulu hallerine tanıklık edilir.

‘Selam’ öyküsü, yolcu otobüsünü beklerken uğradığı berberde karşısında dükkanı olan berberin kara sevdasını anlatır.  

‘Bir Konferans’ isimli öykü bir açılış konuşmasında bir iktisatçının halka seslenmesi konu edinir. Köylüler konuşmadan bir şey anlamaz ama anladıklarını söylerler. Öykünün sonunda ise bunun sebebini köylü şöyle açıklar: “Anlamadık diyelin de bir daha baştan mı anlatsın? “

Kitaba da ismini veren ‘Yeni Dünya’ adlı öykü, bir köy düğününde oynayan bir kadının yaşadıklarını aktarır. Pek beğenilmeyen oyunu sonucunda karşısına yeni bir kadın da getirilen Yeni Dünya, içkinin de dozunu kaçırarak tüm maharetlerini gösterir ve izleyicilerin takdirini toplar. Ancak ertesi gün hasta bir şekilde gelinin köyüne giden konvoya dahil olur. Gelin dönüşü ise Yeni Dünya için hiç de güzel olmayacaktır. 

İki Kadın’ adlı öyküde, 70’lik Kerim Ağa’nın son günleri ve biri genç biri yaşlı iki karısının yaşadıkları anlatılır. Cimri olduğu anlaşılan Kerim Ağa’nın öldüğü gece eşlerinin düşünceleri ve yaptıkları ise son derece çarpıcıdır. 

Sulfata’ adlı öyküde, dağlarda yolunu kaybeden birisinin ağzından anlatılır olaylar. Eşi hasta olan ve dermanı Sulfata olan bir gencin zalim bir doktorun elinden çektikleri anlatılır. Yürek burkucu ve o zor günleri aktaran güzel bir öyküdür.

‘Hasanboğuldu ‘ öyküsü de bu kitabın en çok bilinen öykülerinden bir tanesi. Ovada yaşayan bir gencin yaylada yaşayan sevdiği kıza kavuşmak için imtihanı anlatılır. Bu öykünün filmi de mevcuttur.

” Hayatını sesiyle kazanıyor, sıkıştıkça vücudunu bu sese yardımcı yapmak mecburiyetinde de kalıyordu.”

” İnsan ne garip şeydir! Bu anda içimden, ona avaz avaz bağırarak beni rahat bırakmasını söylemek, hatta kalkıp sobanın kenarındaki odunlardan birini kafasına indirmek ve her akşam, aynı saatte tekrar eden bu sahneye bir son vermek geçerken yüzüm onun: “Allah rahatlık versin, beyim,” sözüne sinirli bir tebüssümle mukabele ederdi. ”

” İnsanlara karşı kaybolmaya başlayan alakam sanki bu kadını düşünürken yeniden canlanıyordu ”

” Körleşen ruhum, rahatının ve muvazenesinin bozulmasından korkuyordu. İnsanlığımın üzerini kaplayan miskinlik ve alakasızlık kabuğu parçalanmak tehlikesindeydi. Hodbin bir kuvvet beni içeri çekti. Buna mukavemet etmek itiyadını kaybettiğim için kapıyı açıp taşlığa girdim. ”

” Hem Yusuf dükkanını kapatıp gidince onun müşterisi de bana kaldı. Çocuklarının nasibi bana devroldu. Onların nafakası boynumuza borçtur.” Söyleyecek bir söz bulamayarak etrafıma bakındım. Otelin önünden gelen motör sesleri otobüslerin geçmeye başladığını haber veriyordu. Acele tıraş parasını vererek sokağa fırladım. İçimde tuhaf bir utanma vardı. Güzel bir manzara için bir günlük itiyadımı değiştirmek, bir gecelik rahatımı feda etmek, bana kaybedilmiş bir alışveriş gibi gelirken, bir kuru selamın arkasından başını alıp giden Yusuf’u ve onun, içinde kim bilir ne dünyalar yaşayan, saçsız başını düşünüyordum. Dört elle sarıldığımız birçok kıymetlerin; uğrunda, sahici bir insan gibi kalbimiz ve kafamızla yaşamayı feda ettiğimiz binlerce sözde mühim şeylerin ne kadar kolay fırlatılıp atılabileceğini bana öğreten Yusuf! Benden de sana selam olsun… ”

” Hiç sebep yokken otobüsü kaçırdım ve burada kaldım. Muayyen kaide ve mantıklara tabi olarak geçen hayatımda bu güya mühim bir kahramanlıktı. ”

” Biz de gönül hali nedir biliriz. Sevdalıya pent[11] vermesi kolaydır. Gel de sevdayı çekene sor… ”

” On beş günlük ömrü on beş seneye sığdıramazsın da, on beş senelik ömrü on beş günde yaşayıverirsin!”

” Yeni Dünya önce ne söylendiğini anlamamış gibi yüzünü buruşturup sesin geldiği tarafa döndü, kırmızı gözlerini büzerek karanlığa bir müddet baktı. Sonra, sahiden yerine oturmak ister gibi ellerini yanlarına salıverdi. Fakat bir an tereddüt ettiği görüldü. Bu anda kafasından neler geçtiği, içinde nelerin olup bittiği bilinemezdi; ama, senelerden beri savaştığı meydanı bu kadar kolay bırakıp çekilmek istemediği belliydi. Yüzünü, yeniden bir allık kapladı. Yanakları birkaç kere ürperdi. Birinin üstüne atılmak istiyormuş gibi gözlerini orada bulunanlarda hırsla dolaştırdı ve kapının yanında oturan ihtiyar aşığı görünce haykırdı: “Doğru dürüst çalsana be! Nerden bulmuşlar senin gibi sersemi? Ninni mi çalıyorsun?” ”

” Zeytinli’ye gelene kadar yan yana yürümüşler; az konuşmuşlar, çok bakışmışlar; ama ikisinin de gönlü birbirini sevmiş. Ondan sonra her pazardan beraber dönmüşler… “

Leave a Comment