Simyacı

Okulda başarılı bir öğrenciyken sırf gezmeyi çok istediği ve bunu o zamanlarda çobanlık yaparak yapabileceğini düşünen bir gencin sürekleyici hikayesi Paulo coelhonun güzel anlatımıyla  anlatılıyor bu kitapta.Rüyasını anlattığı falcının bi hazine bulacağını pek umursamışken ertesi gün yaşlı bir kralın da gelip 6 koyun karşılığı hazinenin yerini söyleyeceğini söylemesiyle uzun ve harika bir yolculuk başlar kahramanımız için. İkna olmasında şüphesiz kendisinden başka kimsenin bilmediği sırları yaşlı adamın söylemesi de etkili olmuştu. Böylelikle uzun ve harika bir yolculuk başlamıştı çoban için.

Roman İspanya’dan kalkıp Mısır Piramitlerinde hazine bulmaya giden ve hazineyi öz yurdunda bulan bir çobanın hikayesini anlatıyor. Uzun ve macera dolu geçen bu yolculukta Çoban Santiago çok şeyler öğreniyor. Aradığı hazineye ulaşabilmek için nice badireler atlatan Santiago çölün ortasındaki Simyacı’nın yardımıyla hazinenin yerini bulur. Hazinesini elde etmek için saatlerce orayı kazan Santiago hazineyi bulamaz. Burada Santiago’nun bir yerleri kazdığını gören mülteciler Santiago’nun altınları gömdüğünü düşünür ve kazmasını söyler. Ancak bir şey çıkmaz. Santiago İspanya’da çoban olduğunu rüyasında piramitlerin yakınında bir hazine olduğunu gördüğünü söyler. Bunun üzerine mültecilerden biri “Rüyasında İspanya’ya gitmem gerektiğini yıkık bir kilisede uyuyan çobanı bulup aramamı ve orada incir ağacının dibini kazarsam hazineyi bulacağımı gördüm. Ama iki defa gördüğüm için gitmedim” der. Bunu duyan Santiago asıl hazinenin yerini anlar ve köyüne döner.

” Bir şey, bir insanın başına, bir kez gelirse, ikincisi olmaz ama iki defa gelmişse muhakkak üçüncüsü de olacaktır. “

” Düşümü gerçekleştirmekten korkuyorum, çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim olmayacak. “

” Kim olursan ol, yaparsan yap yüreğinle gerçekten bir şey yapmak istediğin zaman evrenin ruhunda da bu istek oluşur. “

” Düşümü gerçekleştirmekten korkuyorum, çünkü o zaman yaşamak için bir sebebim olmayacak. “

Romandan alıntı bir hikaye : “Bir tüccar oğlunu mutluluğun gizini öğrenmesi için bilge bir insanının yanına gönderir. Bilge yanına gelen çocuğun eline içinde iki damla yağ olan bir kaşık verir ve malikânesini dolaşmasını söyler; ama dolaşırken kaşığın içindeki yağı dökmemesini ister. Tüccarın oğlu sarayı gezerken elindeki kaşığın içindeki yağı dökmemek için uğraştığından etrafındaki hiçbir şeye dikkat edemez, malikânedeki güzelliklerin farkına varamaz. Bilge kişinin yanına döndüğü zaman bilge ona saraydaki Acem halılarını ve muhteşem bahçeyi nasıl bulduğunu sorar. Fakat tüccar’ın oğlu bunların hiçbirini göremediğini itiraf eder. O zaman bilge bir kez daha gezmesini ama bu sefer etraftaki güzelliklere dikkat etmesini tembih eder. Bu defa tüccarın oğlu her yeri altınlarla, ipeklerle, değerli halılarla süslü olan malikânenin içinde hayranlıkla dolaşırken elindeki kaşığa ve içindeki yağa dikkat edemez. Bilge kişinin yanına döndüğünde her şeyi çok beğendiğini anlatır. Bilge kişi de ona kaşıktaki yağın ne olduğunu sorar, tüccarın oğlu mahcubiyet içinde, kaşığa dikkat edemediğini ve yağı döktüğünü fark eder. Bunun üzerine bilge kişi şunu söyler: “Mutluluğun gizi, dünyanın bütün harikalarını görmektir; ama kaşıktaki iki damla yağı unutmadan.” ”

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir