Tarık Tufan – Şanzelize Düğün Salonu

” Olan olmuştur; olacak olan da olmuştur.  ” Ahmed Amiş Efendi. Bu vurucu epigrafla başlayan kitap aynı şekilde şaşırtıcı bir girizgahla başlıyor. Vefat eden şeyh babasının dergahından bir kaç kişi şarapla sabahlamış kahramanımızı ziyarete gelir. Ancak kapıyı açmayı istemez. ” Baki Semih’i karşıma getirecek sebep, aklıma gelebilecek herşeyden önemliydi, biliyorum. Tek sorun bu adamlardan hiçbir şey duymak istemediğimdi. ” Şanzelize Düğün Salonu kitabı kapının o gün açılması ve sonrasında Rüstem’in ilk defa çalıştığı düğün salonunda gördüğü gelini kaçırıp bu eve getirmesiyle başlar.

Şanzelize Düğün Salonu Tarık Tufan’ın ilk romanı.  Daha önce deneme ve kısa öykülerden oluşan 5 kitabı bulunmaktadır. Radyoculuk yapmış ve sinemada ödül kazanmış yapıtları olan Tarık Tufan’ın ilk romanı da güzel olmuş. Babasının şeyhi olduğu dergâhtan ayrılan kahramanın yaşadıkları anlatılıyor kitapta. Güzel bir kurgu ile hazırlanmış, yan karakterlerin ilginç hikayeleri ile kitap zengin bir hikayeler topluluğu olmuş. Bu hikayelerin bir diğer güzel yanı ise hikayelerin alışılmışın dışında farklı hikayeler olması. Para karşılılığı sohbet etme işi, deneylerde kobay olarak kullanılma işi, İhsan Oktay Anar’ı ziyaret sebebi gibi olaylar güzel bir şekilde kurgunun içine yedirilmiş. Kitabın karakterlerine gelmeden önce Tarık Tufan’ın anlatımına dair bir kaç kelam etmek istiyorum. Diğer kitap ve yazılarından aşina olduğumuz akıcı anlatım bu kitabın özellikle ilk bölümlerde kendisini göstermiyor. Uzayan anlatımlar, konuyla çok da bağlantılı olmayan betimlemeler kitabın okunmasını ve hikayeyle bağ kurmayı zorlaştırıyor. Ancak sonrasında Eda ile tanışmanın ve kahramanın bir yolda artık yürümeye başlaması ile beraber anlatım akıcı olmaya başlıyor. Bu akıcı anlatımın sade dille kitabı daha akıcı bir şekilde okunur yapıyor. Ve merakla okumaya başlıyorsunuz. Bir anda gerçekleşen beklenmedik olaylar merakınızı daha çok arrtırıyor. Yazarın yaptığı bazı tekrarlar da – o an ölseydim, arkamızdan biri gelse- okuyucuyu sıkmadan güzel bir şekilde yapılmış.

Kitapta birbirinden farklı kişiliklere, mahalle ve yaşam şekillerine sahip bir çok karakter var. Karakterimiz önce karar verip sonra düşünen, çabalayan ama tutunamayan bir karakter. Babasının şeyhi olduğu dergâhta hayatına devam ederken önce annesini kaybediyor, sonra Eda ile tanışıyor. Eda ile tanışınca ona yakın olmaya çalıştıkça dergahtan uzaklaşıyor. Eşinin kaybeden babası oğlunun da gitmeye başladığını farkediyor. Kıssalarla durdurmaya çalışıyor. ” Ben gideceğim diye tutturursan seni burada tutmaya gücüm yetmez. Ne yaparsam yapayım gidersin. Hatta buradaymış gibi gidersin ki bu daha kötü. Kalmış gibi yapmaktansa gitmek daha iyidir. ama bana sorarsan sakın gitme. Nasılsa gelirim diye gider insan ama sonra dönebileceğin bir yer kalmaz.  Bırak dönebileceğin yeri, üzerinde yürüyebileceğin bir yol da kalmaz. Gidip de dönen yok mudur ? Var elbette. Bazılarının gitmesi de elzemdir. Ama seninki böyle değil. Gitme    ”  ama oğul bunların doğru olduğunu söyler ama Eda’ya gider. “Birinden vazgeçecektim, bunu yapmak zorundaydım. Birinden vazgeçmezsem ölecektim. Babamdan vazgeçtim.” Babasından vazgeçip sevdiği kadına giden bir adamın yolculuğunu okuyoruz bu kitapta. 9 10 sene öncesinden başlayıp elektirklerin tüm ülkede gittiği güne kadar süren bir hikaye.

Bölüm bölüm altını çizdiğim kısımlar olmasa da altını çizdiğim cümleleri de buraya not edelim.  Bu arada kitapta bol miktarda güzel epigraf vardır.

“bu dünyada hiçbir düşmanım yok, çünkü en çetin kavgaları kendi içimde yaşıyorum. kendim varken bana zarar vermesi muhtemel bir başkasına ihtiyacım yok.” (s.13)

“Olan olmuştur; olacak olan da olmuştur”  Ahmed Amiş Efendi epigraf

“ Yüzünü kalbine dön. Yalancı bir peygambere inanmaktan daha kötüsü, bir peygambere yalandan inanmaktır… ” s.28

“ Gecenin örttüğünden çok hatırlattıkları vardır.  ” s.31

“ Derdi olanın, cümlesini tamamlamaya nefesi yetmez. ” s.33

“  Gerçek hayat romanlardan daha kurgusal.  ” s.107

“ Kulun kendisiyle böyle kavga etmesi Allah’ın hoşuna gider. ” s.133

“ İnanmış bir adamın en az umursadığı şey meselenin sonunda ne olacağıdır. “ s. 136

“ Aşk bir kadının bu dünyadaki yalnızlığıdır; ona âşık olan adamın her şeyi ve nihayetinde kendisini, kadının varlığında yok etmesidir. ” s.166

“ Bilen söylemez, söyleyen bilmez  ” s. 193

“ İstanbul sadece fotoğraflarda yoksulların arkasında durur.  ”s.231

“ mesele kadın olunca, emrinizde koca ordu olsa kalbini zerre miktar döndüremezsiniz. Bunda da bir hayır vardır. ”

” Nasılsa gelirim diye gider insan ama sonra dönebileceğin bir yer kalmaz.  Bırak dönebileceğin yeri, üzerinde yürüyebileceğin bir yol da kalmaz.” s. 88

Leave a Comment