Virginia Woolf – Kendine Ait Bir Oda

Kendine ait bir oda, Virginia Woolf’un geçtiğim yüzyıllarda kadınların toplumdaki yerini akıcı bir anlatımla aktardığı bir eser. Kitap, 1928 yılı ekim ayında verdiği konferans bildirilerinin düzenlenmesi ile oluşan kadınların toplumdaki yeri, edebiyat ile ilişkisi, erkeklere göre yaşadıkları zorluklar ve kadının varlığı üzerine fikirlerinin toparlandığı bir eserdir. Virginia Woolf, kadınların toplumda değer görmemesinden, erkeklere oranla hiç bir şey yapmalarına müsaade edilmemesinden defalarca bahseder. Yaratıcı örneklerle bir noktaya gelmiş erkeklerin yerinde kadınlar olsa kadının yolculuğunu nasıl olabileceğini yazar. Kitapta yapılan Shakespeare’ın yerinde kız kardeşi olsaydı olabilecekleri anlatan bölüm oldukça başarılıdır.

Kadınların kimi zaman çok eski kimi zaman ise yakın yüzyıllarda yaşadıklarını örneklerle ve kimi zaman yeniden aktaran yazar, kadınların kendisine ait bir odasının olması gerektiğini dile getirir. Bu gerekliliğin yakın zamanda elde edileceğini dile getiren yazarı gelecek dönem haklı çıkarmış olacak ki günümüzde bir çok başarılı kadın yazar var.

Bu kitap kadınları anlatan ama bunu feminizme kaymadan olanları tüm gerçekliğiyle okurun yüzüne uzaktan yakını oldukça iyi gören bir gözle bakan bir kadının penceresinden anlatıyor. Kitabı okumadan böyle bir amacı mesajı olması kaygısı vardı. Ancak okudukça bu kaygımın yersin olduğunu gördüm. Kitap sizi kadın savunucusu yapmak gibi bir misyon üstlenmiyor. Kadınları anlamanın, onları da topluma katmanın ve yapılan haksızların  farkına varmanın ne kadar önemli olduğunu ve kadınların kendine ait bir odalarının olmasının önemine değiniyor.

Virginia Woolf, kadınların toplumda değer görmemesinden defaatle bahsediyor. Bir bölümde erkeklerin kadınlar hakkında kadınlardan daha fazla fikir beyan ettiğini vurguluyor. Günümüzde de benzeri durum devam ediyor. “Bir yıl içinde kadınlarla ilgili kaç kitap yazıldığına dair herhangi bir fikriniz var mı ? Bunlardan kaçının erkekler tarafından yazıldığına dair herhangi bir fikriniz var mı ? ” s.40

İlerleyen sayfalarda konuyu daha da derin bir noktaya getirirek kadının varlığından bahseder. ” Ruhları var mıydı, yok muydu? Bazı ilkeller, olmadığını söylerler. Başkalarıysa aksine kadınları yarı ilahi görür ve bu nedenle onlara taparlar. Bazı ermişler kadınların beyinlerinin daha sığ, ötekiler ise bilinçlerinin daha derin olduğunu savunurlar. Goethe onları onurlandırırdı; Mussoloni ise hor görüyor. ” s.45

Daha da ilerleyen sayfalarda gelecekte doğru çıkacak bir öngörüde bulunuyor. ” Yüzyıl içinde kadın korunan cinsiyet olmayı bırakacak diye düşündüm, kendi kapının basamaklarına vardığımda. Mantıken, zamanında katılmalarına izin verilmeyen tüm etkinlik ve uğraşlarda yer alacaklar.” s.59

” İnsan iyi yemek yememişse iyi düşünemez, iyi sevemez, iyi uyuyamaz. ” s.29

” Binlerce soru bir anda belirivermişti. Fakat insanın sorularla değil cevaplara ihtiyacı vardı. ” s.38

” İnsanın hayal gücünün diğer insanlar, üzerinde oynadığı etkileyici oyunların ucu bucağı yok. ” s. 51

” kurmaca, bir örümcek ağı gibidir, hayata belki çok hafifçe ama yine de dört köşesinden bağlıdır. ” s.61

” Yaratıcılık alanında kadın en önemli yere sahiptir, gerçekteyse tamamen ehemmiyetsiz. Şiir sanatını baştan başa kaplar; tarihte ise bulunmaz.” s.63

” Tolstoy, manastırda evli bir hanımefendiyle “dünya denen şeyle ilişiğini keserek” inzivaya çekilseydi, ahlaki dersi ne kadar öğretici olursa olsun Savaş ve Barış’ı yazamazdı diye düşündüm. ” s.101

” Kadınlar milyonlarca yıldır içerde oturuyorlardı, bu yüzden yaratıcı güçleri günümüze kadar duvarların içlerine dek sızmıştı; gerçekten de bu güç, tuğlaların ve sıvanın istiap haddini öylesine aştı ki, artık kalemlere ve fırçalara ve iş dünyasına ve politikaya yönelmesi gerekiyor. ” s. 124

” Tereddüt eder ya da sendelersen işin biter. Sanki tüm paramı ona yatırmışım gibi, yalnızca atlayışı düşün, diye rica ettim ondan ve o, engeli bir kuş gibi aşıverdi. Fakat o engelin ardında bir engel daha ve bir engel daha vardı. Dayanacak gücü olduğundan şüpheliydim çünkü tüm o el çırpmalar ve bağrışmalar sinirleri yıpratıyordu. Fakat elinden gelenin en iyisini yaptı. Mary Carmichel’ın dahi değil de zaman,  para ve  başıboşluk gibi o arzulanan şeylerden yoksun, yatak ile oturma odası bir arada olan bir evde ilk romanını yazan, tanınmamış bir kız olduğunu göz önünde bulundurunca, o kadar da kötü bir iş çıkarmadı, diye düşündüm.  ” s.133

” İnsan “ama” demeyi sürdüremez. İnsan bir şekilde cümleyi bitirmeli ” s.141

” Bir kitap ikna kabiliyetinden yoksunsa, zihnin yüzeyine ne kadar sert vurursa vursun içeri nüfuz edemez. ” s.144

” Tek bedende iki baş, uzun bir hayata doğru yol alamaz. ” s.145

” İngiltere’deki fakir bir çocuğun, büyük eserleri doğuran o düşünsel özgürlüğe kavuşmak konusundaki umudu, Atinalı bir kölenin oğlundan yalnızca biraz daha fazladır.” s.151

” Eğer asil bir biçimde ifade etmenin yolunu bilseydim, başka insanları etkilemeyi hayal etmeyin, derdim. Şeyleri kendi içlerinde düşünün.”  s.156

” Büyük şairler ölmez, varlıklarını sürdürüler, yalnızca kanlı canlı aramızda dolaşabilme fırsatına ihtiyaçları vardır. ” s. 160

“Kadınlar erkekler gibi yazıp, erkekler gibi yaşar ya da erkeklere benzerlerse, çok yazık olur, çünkü dünyanın büyüklüğü ve çeşitliliği göz önüne alındığında, iki cins bile yetersiz kalırken, yalnızca bir tanesiyle nasıl idare ederiz? Eğitim, benzerlikler yerine ayrılıkları ortaya çıkarıp güçlendirmemeli midir?”

“Bütün bu yüzyıllar boyunca kadınlar, erkeği olduğundan iki kat büyük gösteren bir ayna görevi gördüler…. İşte bu yüzden Napoleon da, Mussolini de kadınların erkeklerden aşağı olduğunda bu kadar ısrarcıdırlar, eğer onlar aşağıda olmasalardı kendileri büyüyemezlerdi. Bu da çoğunlukla kadınların erkeklere gerekli olduğunu kısmen de olsa açıklamaya yarıyor. Ayrıca erkeklerin, kadının eleştirisi karşısında ne kadar tedirgin olduklarını, aynı eleştiriyi yapan bir erkeğin verebileceğinden daha fazla acı vermeden, erkeği daha çok öfkelendirmeden kadının, bu kitap kötü, şu resim zayıf filan demesinin nasıl olanaksız olduğunu da açıklamaya yarıyor. Çünkü eğer kadın gerçeği söylemeye başlarsa aynadaki görüntü büzülür; erkek hayata uyum sağlayamaz olur.”

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir