Zülfü Livaneli – Kardeşimin Hikayesi

Kısa bir süre önce Zülfü Livaneli’nin Huzursuzluk kitabını okumuştum. O kitabı bir arkadaşım vermişti. Kitapla ilgili yazıyı linkten okuyabilirsiniz.  Huzursuzluk da ki kurgu ve konu edinen hikaye hoşuma gitmesine rağmen anlatımda kısa kopukluklar dikkatimi çekmişti. Kardeşimin Hikayesi kitabı ise adını çokça duyduğum, başarılı olduğu söylenen bir kitaptı. O kitabı ise başka bir  arkadaşım verince hemen okuyup iade etmek istedim.

Kitap, sakin bir balıkçı köyünde genç bir kadının cinayete kurban gitmesiyle başlar. İstanbul’a bir kaç saat uzaklıktaki bu köyde İstanbul’dan kaçmak isteyenlerin de olduğu küçük turistik bir köydür. Cinayete kurban giden Arzu Hanımda bu insanlardan birisidir. Bir parti sonrası kendisi merdivende ölü bulunmuştur. Köye gelen yeni gazeteciliğe başlamış genç bir kız olayı çözmek için o gece orada olan Ahmet Arslan’ın yanına gelir. Olayla ilgili sorular sorar ama olağan bir röportajdan fazlası olur. Gazeteci kız, Ahmet Arslan ile sık sık görüşmeye gelir. Normalde insanlardan kaçan, kendisine dokunulmasına tahammül etmeyen Ahmet Arslan’da genç kız ile vakit geçirmekten memnun olmaya başlar. Kızın daha fazla yanında kalması için inanılmaz bir hikaye olduğunu söylediği kardeşinin hikayesini kendisine anlatmayı teklif eder. Kahraman bu hikayenin inanılmaz, olağanüstü bir hikaye olduğunu defaatle söyler. Kız ise merak ettiğini dile getirir ama o kısımda o merakı anlatımda eksik hissettim. Kitabın ilk bölümlerinde anlatım cinayet ve Ahmet Bey ile ilgiliyken bir anda kardeşimin hikayesi esas olay olur.

Kardeşi çocukken yaşadıkları trafik kazasında kendisiyle beraber hayatta kalan ikizidir. Kendisi gibi mühendistir. İkizi kendisine göre daha çabuk duygusal hareket edip, daha kolay bağlanıp etkilenebilmektedir. Asıl hikayesi Ahmet Rusya’da bir inşaat şantiyesinde çalışırken zor bir dönem geçiren kardeşini yanına çağırmasıyla başlar. Mehmet orada Olga adında çok güzel, baş döndürücü bir kız olan Olga’ya aşık olur. Bu kısımda yine sadece kelimelerle inanılmaz bir güzellik olduğu söylenir. Sahiciliği eksik kalıyor. İngilizce bilmeyen Olga ve Mehmet arasındaki konuşmaları ise şantiye de tercümanlık yapan Ludmilla yapar.

— spoiler–

Okuru şaşırtacak önemli kısımlardan birisi burada Ludmilla’nın da Olga’ya karşı bir şeyler hissetmesi ve bunun için Mehmet’i bir havaalanında Çeçen lideriymiş gibi ihbar etmesidir. Mehmet bu sebeple boş yere bir seneyi aşkın hapiste yeter. Çıktığında Olga’ya kavuşmak için çokça uğraşıp, bulur. Bulduğunda ise Olga ile aralarında bir şeyler olduğunu görür ve hemen bırakır.

— spoiler —

Kitapta dikkatimi çeken bir kaç şeyden de bahsetmek istiyorum. Öncelikle mühendis olan kahramanımız Ahmet Arslan’ın Sevgili adını verdiği ve oturanı bir sevgili gibi kucaklayarak mutlu hissettiren koltuk dikkatimi çekti. Koltuğun basıncı artınca daha sıkı kucaklamasını Gazeteci Kız’a anlatırken şu cümleleri kurar: “İnsanı daha büyük bir aşkla kucaklar ve o güçlü kollar şefkat duygusu içinde kemikleri kırar. Herhalde iç kanamadan falan ölüme neden olur. Aynen çok güçlü bir aşk gibi”.

— spoiler–

Kahramanın aşkı sonrası bu alette ölmesi ise sadece bir tesadüf mü ?

— spoiler —

Kitabın son kısımlarına kadar olan anlatımda, usta bir yazara yakışmayacak cümle yapıları vardı. Kitabın son bölümlerinde bu yazıların aslında bir amatör yazma heveslisine ait olduğunu görünce böyle bir eleştirinin de haksızlık olabileceğini görüyoruz.

—  Son spoiler —

Bu karmaşık vakanın en dikkat çeken yönü ise, kahramanın Rusya’da yaşadığı acı deneyimler sonunda, gerçeklerle yüzleşmeyi reddederek kendisini çocukken yaşadıkları trafik kazasında ölmüş olan kardeşi Ahmet ARSLAN yerine koyması ve o trajik olayları yaşayanın kendisi değil, kardeşi Mehmet ARSLAN olduğu konusunda bir yansıtma yapmış olmasıdır.

Kitap bir mektupla sonlanır ve sonrasında bir davanın karar metni yer alır. Cinayetle başlayan bir kitabın mahkeme kararıyla son bulması oldukça güzeldi.

— spoiler —

“ “ İnsan Bir damla kan ve bin edişe” Şirazlı Şadi 13. yüzyıl  ”

“ Eğer unutmal diye bir şey olmasaydı, yaşam da olmazdı. İnsan, unutmadan hayatını sürdüremez. ”

“ “Her insan bedeninin çürüyeceğini bilir ve bundan korkar” dedim. “Ama çoğu insanın ruhu gövdesinden önce çürür; nedense bundan kimse korkmaz!”

“ İnsanların çoğunun ruhu, bedeninden önce çürür.”

” İnsan hiçbir umut beslemediği zaman durumu kabullenebiliyor ama kapkara bulutlar arasından iğne ucu kadar kendini gösteren bir güneş ışını belirince bütün dünyası o ışığa bağlı oluyor…”

Leave a Comment