Emre Ergin – Dördüncü Dilek

Dördüncü Dilek kitabı ismini daha önceden duyup, okumam tavsiye edildiği için Dedalus standında görür görmez almıştım. Uzun süre önce okumama rağmen sürekli taslaklarda durdu. Şimdi yazıyı bitirmeye karar verdiğime göre kitabı yeniden gözden geçirmek gerekti. Kitap Başlangıç ve Bitemeyiş Masallarıyla beraber 25 masal -bölüm-den oluşuyor. Bölüm isimlerinden anlaşılacağı üzere kitap bir masallar topluluğu diyebiliriz. “Masal” kavramı kitabın isminden anlatımına kadar bir çok yönüne sirayet etmiş bir koku gibi. Masalımsı ama tekniklerle oluşturulmuş bir anlatım, masalımsı hikayeler kitabı okurken hep bir masal türünün çevresinde dolaştırıyor hissi uyandırıyor. Ama bu kitabın roman olma sıfatına bir halel getirmiyor. Bir tespiti halel getirme ifadesi üzerinden ifade etmek garip oldu ama devam edelim biz 🙂 Dördüncü Dilek yazarın ilk kitabı. Olay Örgüsü, zaman ve mekanı bu kadar karmaşık bir romanla başlamak “ciddi bir başlangıç” olmuş. Okuyucu ile konuşma, okuyucuyu akışa dahil etme şeklindeki anlatımlar okuru kitaba ortak ediyor. Hatırladığım kadarıyla okurken özellikle bazı kısımlardaki anlatım, üslup bazı yazarları hatırlatsa da kitabın genelindeki anlatım yalın ve okumayı kolaylaştıran bir anlatım. Yazar farklı farklı branşlardan ördüğü bilgilerin yanında, bazı bölümlerde okuyucuyla konuşur gibi insana, insanlığa dair çokça sözler söylüyor.

Hikaye zamanda kimi zaman geçmişe kimi zaman günümüze seyahat eden Tarih öğretmeni olan Ali’nin hikayesi. ” Bütün bu anlatı onun uyanışıyla başladı, sonra defalarca uyudu ve başka yerlerde uyandı. Bu başka yerlerde uyanış, hep bir tedirginlik üzereydi.  ” (s.241) Gerçek – hayal (masal) şeklinde bir olay örgüsüyle süren hikayeler var. Kimi zaman okuru da dahil ediyor yazar. Kimi zamansa bir çıkmaza girdiğini itiraf ediyor. Ama sonuç itibariyle kitap bittiğinde ‘Bitsin’ dediğinde güzel bitiyor dedirtiyor.

Kitap anlatım teknikleri olarak oldukça zengin. Kitapta çift sutunlu sayfalar, şiirlerle beslenmiş bölümler var. Özellikle orta kısımlarda Atay tarzı bir üslup okuyormuşum gibi bir düşünceye kapıldım. Bu yazar için hem güzel hem de aşılması gereken bir şey olsa gerek 🙂 Anlatıcı konusunda da aynı zenginlikten bahsetmek mümkün. Genelde birinci tekil şahıslar anlatıyor ama bu şahıslar değişebiliyor. Cin, Ali, Hızır Reis, Esra Hanım, anlatıcı ya da kahramanlar bir başına bırakılabiliyor.İnsanı düşündürme konusunda da girişken bir anlatım var. Anlatıcı bir çok noktada fikirlerini ifade ediyor. Bununla ilgili bölüm 19’un sonunda şöyle bir not yazmışım : Anlatıcı fikri çok söyleniyor. Güzel şeyler ama biraz daha hikayenin içine yedirilebilirdi. Bu bölümde en azından öğrencilerden bir çıt çıksa olmaz mıydı ? Zira biz biliriz ki öğrenciler çıt çıkarmadan duramazlar.

 

“Barış için savaşır gibi .” s.91

” Düşünmeyi seven insan öğrenmeyi de sever.  ” s.113

” Demek mantığı sonunda insanoğlu da keşfetmiş. Pek güzel, pek sevimli. Ama dikkatli olun. Çok riskli bir şey mantık. Bizim yarımızdan çoğumuzun helak olmasına sebep mantığımızdı.  ” s.135

”  Ne yaptığımız bizi anlattığı gibi, ne ile yaşadığımız da bizi anlatır. ” s.260

” Bekle ve gör çok tehlikeli bir intihar biçimidir, bunu riske edemedim. ” s.288

” Eğer birini sevdiyse, onun balkona çıkmasını bekleyebileceği gibi bulamayacaktı da onu arayacaktı. ” s.319

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir