Milan Kundera – Roman Sanatı

Milan Kundera’nın Roman Sanatı kitabı söyleşi ve incelemelerin olduğu yedi bölümden oluşmaktadır. Roman ve romancılar üzerine teknik ve estetik fikirlerini beyan eder. Kitabın giriş kısmında kitaba dair şu ifadeler yer almaktadır: Buradaki yedi metin 1979 ile 1985 arasında yazıldı, yayınlandı ya da dile getirildi. Bağımsız olarak doğmalarına rağmen ben onları ilerde tek bir kitapta birleştirmek fikriyle tasarladım. 1986’da bu gerçekleşti.

Kendisini yazar değil bir romancı olarak tanımlayan Milan Kundera’nın, roman ile ilgili düşüncelerini ve kitap önerilerini bu kitapta bulabilirsiniz.

” Bir romanın  tek var olma nedeni, ancak bir romanın keşfedebileceği şeyi keşfetmektir. Hayatın o zamana kadar bilinmeyen küçük bir kesitini keşfetmeyen roman ahlaka aykırıdır. Bilgi romanın tek ahlakıdır. ” s. 18

” İnsan iyiyle kötünün belirgin bir şekilde ayırt edilebileceği bir dünya ister, çünkü onda doğuştan gelen, gemlenemez bir anlamadan yargılama arzusu vardır. Dinler ve ideolojiler bu arzu üzerine kurulmuştur.  ” s.19

” İnsanın sadece ruhundaki canavarlara karşı mücadele ettiği son huzurlu zamanlar, Joyce ve Proust’un zamanları artık geride kalmıştır.  ” s.24

Hayalin Çağrısı. –On dokuzuncu yüzyılın pinekleyen hayal gücü Franz Kafka tarafından ansızın uyandırıldı; o kendisinden sonra gerçeküstücülerin önerip de tam olarak gerçekleştiremedikleri bir şeyi başarmıştı: hayalle gerçeğin kaynaşmasını … Düşüncenin Çağrısı. –Musil ve Broch roman sahnesine, yüksek ve parlak bir zeka öğesi getirmişlerdir. Romanı felsefeye çevirmek için değil, ama hikaye temelinde insanın varlığını aydınlatabilecek, akılcı ve akıldışı, anlatısal ve düşünsel her yolu seferber etmek ve romanı en üst düzeyde bir zihinsel sentez haline getirmek için. Yaptıkları iş roman tarihini bitirmek midir, yoksa daha çok uzun bir yolculuğa davet mi ?” s.28

” Romanın ruhu karmaşıklıkların ruhudur. Her roman, okuyucusuna şöyle der: ” Durumlar senin düşündüğünden karışık. ” Bu romanın ezeli gerçeğidir, ama sorudan önce gelen ve onu dışlayan basit ve hızlı cevapların patırtısı içinde sesini gitgide daha az duyurmaktadır. ” s.31

” Sık sık modern romanın kutsal üçlüsünden söz edilir : Proust, Joyce, Kafka. ” s.38

” Roman yazarın bir itirafı değil, bir tuzağa dönüşen dünyada insan hayatının keşfedilişidir.  ” s.39

” Bir romanın çalışma taslağına, defterime şu tanımı yazarak başladığını hatırlıyorum: “Şair, annesinin kendisini insan içine çıkmaya götürdüğü dünyaya giremeyen genç bir adamdır.” Görüyorsunuz, bu tanım ne sosyolojik, ne estetik, ne de psikolojik. ” s.45

” Bilinmesi gereken her şeyi roman zaten söylüyor. ” s.52 ama gizemli şeyler olmalı …

” Roman gerçekliği değil varoluşu inceler. Varoluş ise olmuş bitmiş bir şey değildir; varoluş, insani olabilirliklerin alanıdır, insanın olabileceği her şey, yapabileceği her şeydir. … Var olmak demek, ” dünyada-olmak ” demektir. Yani kişiyi de kişinin dünyasını da olabilirlikler olarak anlamak lazımdır. Kafka’da bütün bunlar çok açıktır: Kafka’nın dünyası bilinen hiçbir gerçekliğe benzemez, insan dünyasının uç ve gerçekleşmemiş bir olabilirliğidir. ” s.55

” Romancı ne tarihçidir, ne de peygamber: O varoluşun kâşifidir.  ” s.57

— 3. Bölüm —

” Romanın ezeli sorusu, adeta onu oluşturan soru. Bir karar nasıl doğar ? Eyleme nasıl dönüşür ve eylemler nasıl birbirine eklenip maceraya dönüşür ? ” s.72

” Broch da Avrupa romanının en büyük buluşlarından bir bağlamına oturuyor: akıldışının kararlarımızda, hayatımızda oynadığı rolün keşfi.  ” s.73

” Bütün büyük eserlerde tamamlanmamış bir yan (tam da büyük olmaları yüzünden) vardır.  ”  s.80

” Bir romanın tutarlılığını sağlayan daha derin bir şeyin olduğuna inanıyorum: tematik birlik. ” s.97

” Roman, her şeyden önce birkaç temel sözcük üzerine kurulmuştur.  ” s.99

” Bir roman ele avuca sığmayan birkaç tanımın peşinde uzun bir kovalamacadan başka bir şey değildir. ” s.140

” Bir eseri fikirlerine indirgeyenlere karşı duyduğum tiksinti. … ” s.144

” Romanın “gerçeği” gizlidir, telaffuz edilmemiştir, telaffuz edilemez. ” s.146

” Romancının önünde üç temel olanak vardır : Bir hikaye anlatır (Flaubert), bir hikayeyi tasvir eder(Fielding) , bir hikayeyi düşünür (Musil) . ”  s.152

” Bir romanda çok az metafor olacak; ama bunlar romanın en can alıcı noktaları olmak zorunda. ” s.153

” Taslaktan esere giden yol dizler üstünde sürünerek alınır. ” s.156

” Has romancının ayırt edici özelliği : Kendinden söz etmeyi sevmez. ” s.162

” Eserlerinden daha zeki olan romancılar meslek değiştirmeliler.  ” s.174

” Her roman şu soruya iyi kötü bir cevap sunar: İnsanın varoluşu nedir ve şiirselliği nerede yatar ? ” s.177

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir