Orhan Pamuk – Sessiz Ev

Sessiz Ev Orhan Pamuk’un yayınlanan ikinci romanıdır. 1980  darbesinden birkaç ay önce İstanbul’a yakın mesafedeki Cennethisar’da yaşanan olaylar anlatılır. Her ne kadar siyasi bir kitap olmasa da yazıldığı ve konunun işlendiği dönem itibariyle kahramanların siyasi görüşleri romanın hikayesi açısından önem arz etmektedir. Kitap sade bir başlangıçla Recep’in ağzından anlatılmaya başlanır. Recep Sessiz Ev’in hizmetçisidir. Büyükanne’nin ve evin tüm işlerini Recep yapar. İlk bölümde mekan sade bir anlatımla okuyucuya gösterilir.

Sessiz Ev, İstanbul’da yaşayan üç torununun Cennethisar’da yaşayan büyükannelerini ziyarete gelmesiyle başlar. Büyükanne cumhuriyet’in yeni dönemlerinde eşi doktor Selahattin’in İstanbul’dan sürgün edilmesi sonucu buraya gelir, buraya yerleşirler. Selahattin Bey bir süre doktorluk yaptığı burada gelen hastalar ile kavga etmekte ve insanlara kızmaktadır. Bunun sonucunda “halka rağmen halk için ” bir ansiklopedi hazırlamaya karar verir. Tüm uğraşını bu ansiklopediyi tamamlamak için verir. Ansiklopediyi bitirince toplumun her şeyi anlayacağını, bilimle her şeye akıl erdireceğini savunur. Büyükanne Fatma ise çalışmalarını, deneylerini şeytan icadı olarak tanımlar. Eşinden de destek görmeyen doktor iyice içine kapanır. Ansiklopediyi tamamlayamadan ölür, bu sürede bir oğlu olmuştur. Ancak evin hizmetçisi ile de bir ilişkisi olmuş ve Recep ile kardeşi de kendisinin çocuklarıdır. Kitabın bir bölümünde Fatma Hanım bu çocukları döver ve Selahattin Bey, neden dövdün diye oturup ağlar. Selahattin’in oğlu da siyasetten uzaklaşamaz ve kaymakamken istifa edip eşiyle beraber Cennethisar’a annesinin yanına gelir. O da mutsuz bir karakter olarak anlatılır. Fatma Hanım’ın tatile gelen üç torunu bu oğlu Doğan’ın çocuklarıdır : Faruk, Nilgün, Metin. Biri tarihçi, biri devrimci, biri de zengin olmayı aklına koymuş üç torun. Her birinin aklında bambaşka dünyalar vardır. Büyükanne torunlarından ilgi bekler ancak Faruk kendisini tarih çalışmalarına kaptırmış, Nilgün sosyoloji bölümü öğrencisi ve Metin’de Amerika’ya gidip orada zengin olma derdinde bir lise öğrencisidir.

Roman bu kahramanlar nezdinde üç kuşağı anlatır: Selahattin, Doğan ve Çocuklar. Sakin bir seyirde devam eden kitap son bölümlerine doğru sürükleyici olmaya başlar. Yazar bölümleri kahramanlarının ağzından anlatır. Kitap 32 bölümden oluşuyor. Anlatıcıların her birine düşen bölüm sayısışöyledir: Hasan (8 bölüm), Büyükhanım (7 bölüm), Recep (6 bölüm), Faruk (6 bölüm) ve Metin (5 bölüm) . Hasan ana karakterin kısmında dışında kalan bir isim Selahattin Bey’in torunu, Recep’in yiğenidir. Kendisi lise öğrencisi ve ülkücü arkadaşları olan siyasi bir kahramandır. Nilgün’e aşık olduğunu düşünürken Nilgün’ün Cumhuriyet gazetesi aldığını görmesiyle bu aşkta kavuşmanın zor olduğunu düşünür. Ve gelişen olayların sonucunda Nilgün’ün beyin kanaması geçirip ölmesine sebebiyet verir. Nilgün kitapta bölümü olmayan  tek önemli karakterdir. Yorumlardan bunun iki sebebi olabileceği bilgisine ulaştım. Birinci seçenek komunizmin susturulması ve darbelerle bitmesini bu kahramanın suskunluğuyla simgelediği yazılıyor. İkinci olarak kitabın sonunda Nilgün öldüğü için kitapta onu konuşturmamıştır. Bu ikinci seçim bir yazarın romanın bütününe üstten bakışla hakim olması açısından takdir edici bulduğum bir seçim. Çok bereketli ve karmaşık bir kurgusu olmamasına rağmen kahramanların çözümlemelerine ve psikolojik yalnızlıklarının betimlenmesi ile kitap akıcı bir hal almaktadır. Her kahraman nezdinde toplumdaki farklı gruplar incelenir gibi. Her karakter tek başına bir topluluk gibidir. Son olarak yazarın dili kullanımına dair bir cümle de eklemek gerekiyor diye düşünüyorum. Yazarın anlatımı kahramanların ağzından yapıyor oluşu karakterlerin dillerine hakim olmasını gerektirir. Orhan Pamuk bunu çok iyi başramıştır. Recep’in o hor görülmüş ama burdayım diyen yaşantısına uygun şekilde anlatmı, Fatma Hanım’ın karakterini yansıtan kelime ve anlatımlarla olayları aktarması da kitap ile bir bağ kurmak açısından kolaylaştırıcı etkenler olmuş.

 

” İnsanlar elli beş yaşındaki bir cüceyle alay edebilecek kadar kötü oldukları için üzülüyorum asıl ben. ” s.13

” Kimseye görünmeden ben kalabilmek isterim ben ” s.140

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir